ANKARA KALESİ-12
Ankara, 06 Şubat 2009
Türkiye Cumhuriyeti devletinin kamu yayıncılığı yapmak üzere kurmuş olduğu Türkiye Radyo ve Televizyon kurumu geçen ay içinde kürtçe alt kimlik dilinde yayınlara başlayarak , Türkiye’de yeni bir alanda ilk adımı attı. Türkiye Cumhuriyeti anayasasına aykırı bir biçimde böylesine bir girişimde bulunulması , devletin idari organizması içinde yer alan bir kamu kuruluşu açısından hukuka aykırı bir durum yaratmaktadır . Türk anayasasının değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk üç maddesi içinde yer alan Türkiye devletinin dili türkçe’dir ilkesi devam ettiği sürece ,hiç bir devlet ya da kamu kurumu ulus devletin tek resmi dili olan Türkçe’den başka hiç bir dilde resmen yayın yapamaz . Devletin birliği ve bütünlüğü ,üniter siyasal yapısı , ulus devlet karakteri açıkca devlet ve kamu kurumlarının Türkiye Cumhuriyetinin çatısı altında resmi dil olarak yalnızca Türkçe’nin kullanılmasını zorunlu kılmaktadır . Bu ana ilkenin dışına çıkmak , devletin yapısına ters düşeceği gibi ayrıca da anayasanın değişmez maddelerine açıkca ters düştüğü içindir ki , aynı zamanda bir anayasal suçun doğmasına giden yolu açmaktadır . Bir hukuk devleti olan Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesiyle beraber anayasanın üstünlüğü de ana ilke olarak kabül edildiği için huhu devletinin daha fazla zedelenmemesi için böylesine anayasaya aykırı düşen bir durumun acilen ortadan kaldırılması gerekmektedir .
Küreselleşme ,Avrupa Birliği ve Büyük Orta Doğu projeleri doğrultusunda sürekli olarak dış baskı ve yönlendirmeler karşısında kalan Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk ulusu şaşkına dönmüş adeta sürekli tokat yiyen bir çocuk gibi giderek aptallaşmıştır . Türk kamuoyunu işgal eden mandacı ve işbirlikçi basın ve medya korosu , sürekli olarak dışarıdan aldıkları komutlar doğrultusunda hareket ederek , Türkiye’yi bir yerlere sürüklemek ve patronlarının istediklerini yaptırarak dış planlara alet etmek için her türlü girişimi gündeme getirmektedirler . Dolar ve Euro üzerinden yemlenen bu batı emperyalizminin Truva atı konumundaki maşa kadroları , Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığını ve yoluna devam etmesini tehlikeye sürükleyebilecek bir çok tehdidi dış baskılarla Türk devletine kabül ettirebilmektedirler . Bu doğrultuda bir çok hukukçu ,bilim adamı ve uzman da gene dışarıdan beslenerek kullanılmakta ve son olayda oldruğu gibi açıkca anayasaya ters düşen durumların ortaya çıkmasına neden olunmaktadır . Türkiye Cumhuriyetini yönetmekte olan bugünkü kadrolar böylesine bir dış tehdit karşısında son derece zor bir konuma düşmekteler ve kendilerini işbaşyına getiren dış desteklere boyun eğerek , açıkca Türk anayasasına ters düşen adımların atılmasına aracı olmaktan kurtulamamaktadırlar . Bir kamu kurumu olan TRT’nin Türkçeden başka bir dilde yayın yapması gibi anayşasaya aykırı bir durum ciddi bir şaşkınlığın sonucunda ortaya çıkabilmektedir . Açıkca TRT-ŞEŞ, Türkiye’nin şaşması ve şaşkınlığa sürüklenmesi sonucunda ortaya çıkmış bir garip girişimdir .
Hukukçu olduğunu söyleyen ve bazı uzman geçinen kişiler neoliberal ve cemaatçı yayın organlarında sayfalarca makaleler döktürerek , açıkca anayasaya aykırı olan bu girişimi desteklemekte ve savunmaktadırlar . Hukuk fakültelerinden aldıkları diplomanın hakkını vermenin ötesine giderek hukukçudan daha çok bir siyasetçi gibi davranmaktalar ve ,batı emperyalizminin Türkiye’yi dönüştürme programlarında Truva atı olarak işbirlikçi bir çizgide hareket ederek , Türkiye’de hukuk devletine ciddi ölçülerde zarar vermektedirler .Hukukçuluğu bırakarak açıkca siyasete soyunan bu kadroların , emperyal merkezlerden aldıkları maddi destekler doğrultusunda parayı verenin düdüğü çalabileceği ni göstermeleri Türkiyenin geleceği açısından ciddi ölçüde tehdit yaratmaktadır . Devletin kamu yayın organının amacı ve misyonu dışına çıkarak başka bir plana alet edilmesi de kamu yapılanması içinde son derece olumsuz bir örneğin doğmasına yolaçmıştır . TRT’nin Türkçe’den başka bir alt dilde yayın yapması , Türk devletinin hem ulusal hem de üniter yapısına açıkca ters düşmektedir . Bu girişimle devletin üniter ve ulusal karakteri açıkca tehdit edilmektedir . Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş ilkelerine ve anayasal yapısına açıkca ters düşen bu durum önlenemezse , gelecekte bu olumsuz örnekten hareket edecek yeni girişimler gündeme gelebilir ve tümüyle ulusal ve üniter Türk devletinin ortadan kalkmasına neden olabilir . Hukuk açısından yanlış bir emsal yaratılmaktadır ,bu nedenle yanlış atılan bu adımdan devletin güvenliği için hemen geri dönülmelidir .
Çok yanlış bir biçimde Türkiye’deki alt kimlik dilleri ile yabancı diller birbirine karıştırılmaktadır . İngilizce,Fransızca ya da Arapça gibi yabancı ülkelerin dillerinde , TRT dışa dönük yayın yapabilir ama , Türk toplumu içinde yaşamakta olan alt kültür topluluklarının dillerini esas alan yayınları TRT bir kamu kurumu olarak yapamaz . Nitekim , TRT’nin dış yayınlar bölümü yıllardır , dünyanın her köşesine ulaşacak doğrultuda Türkçe’den başka yabancı dillerde ve de Türk toplumlarının yaşadığı ülkelerdeki Türrkçenin çeşitli lehçelerinde son derece başarıyla etkin bir biçimde yayınları Türkiye Cumhuriyetinin ulusal çıkarları doğrultusunda yapmaktadır . Dış yayınlar servisinin yabancı dillerle dünyaya dönük yaptığı yayınlar Türkiye’yi dış dünyaya açmaktadır . Türk ülkelerine dönük olarak Türkçenin çeşitli lehçelerinde yapılmakta olan yayınlar da Türkiye ile Türk toplulukları arasında köprü kurmakta ve zaman içerisinde yakınlaşma sağlamaktadır . Bu tür yayınlardan Türkiye Cumhuriyeti ulusal çıkarları doğrultusunda şimdiye kadar fazlasıyla yararlanmıştır . Bu açıdan TRT’nin yabancı diller ve Tütrkçe lehçelerinde yayın yapması açıkca kamu yararına ilkesine uygun düşmektedir . Bu tür yayınlar Türkiye için şimdiye kadar hiç bir biçimde tehdit olşturmamıştır .
Ne var ki , Türkiye’de yaşamakta olan alt kültür ve etnik gruplarının dillerini yabancı dillerden ayırmak gerekir . Türkçeden başka dillerde yayın yapmak diyerek her ikisini aynı kefeye koymak , Türkiye’yi bölecek yolu açmak anlamına gelmektedir . Yabancı diller ile , Türkiye’de yaşamakta olan etnik grupların alt dillerini karıştırmamak ya da aynı grupta toplamamak gerekmektedir . Türkçe’den başka diller diyerek alt kimliklerin dillerini yabancı diller ya da Türkçe lehçeleri gibi devletin kamu yayın organında yayınlatmak ,ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozacağı gibi açıkca anayasaya da aykırı düşmektedir . Türkiye Cumhuriyeti anayasasında yer alan değişmez ilkeler doğrultusunda devletimizin ulusal ve üniter yapısına karşı mücadele eden emperyalist merkezler açıkca alt kültürleri hortlatarak bölücülüğü kışkırtmaktalar ve bu doğrultuda da alt kültürlerin dillerinin kamu organlarında kullanılmasını sağlamağa çalışmaktadırlar . Bu açıdan TRT-ŞEŞ açıkca Türkiye’nin şaşmasına ve şaşkınlığa sürüklenmesine neden olmuştur . Hiç bir zaman Türkiye’yi bugünkü yapısı ile içine almayacak olan Avrupa Birliğinin istekleri doğrultusunda Türk ülkesinin Sevr haritasındaki gibi eyaletlere bölünmesinin önünü açacak olan alt kültürlerin dillerinde yayın yapılmasını , Türkiye’nin üniter yapısını koruyabilme doğrultusunda başta TRT olmak üzere bütün kamu kurumlarında önlemek gerekmektedir .Bir ulusal ve üniter devletin kamu kurumunda toplumu birleştirici tek ulusal dil olarak ulusun dili resmen kullanılabilir .
Alt kimlik dilleri alt kültürlerin yaşatılması doğrultusunda bazı özel kuruluşlar aracılığı ile yaşatılabilir . Özel vakıf,dernek ya da şirketler aracılığı ile açılacak kültür ya da yayın kuruluşlarında bu doğrultuda eğitim ve kültür çalışmaları yapılabilir , ya da batı ülkelerinde görüldüğü üzere özel yayın kuruluşlarının devlet kuramamış olan etnik toplulukların dillerinde yayın çalışmaları yapabilmelerine devletin denetimi ve kontrolu altında izin verilebilir . Kültürel zenginliğin korunması adına , bir devletin ulusal ve üniter yapısı tehlikeye atılamaz . Başta Avrupa ülkelerinde olduğu gibi diğer gelişmiş ülkerde kültürel zenginliklerin korunması için özel çaba ve girişimler desteklenebilir .Bir ulus devlete ve üniter yapıya zarar vermeyecek doğrultuda devletin denetimi altında kültürel farklılıkların birer zenginlik olarak devam etmesi sağlanabilir . Unutulmamalıdır ki , Kürtçe yayınlar devam ettiği sürece sırada Lazca,Çerkezce,Boşnakça,Arnavutça Tatarca,,Gürcüce,Rumca,ve Ermenice gibi Türkiye’de yaşamakta olan diğer alt grupların dillerine sıra gelecektir . Anayasal eşitlik ilkesi doğrultusunda bütün alt dillere kamu yayın organlarında izin verilirse , Türkiye bir kültürel kaosa ve zaman içerisinde dağılmağa doğru sürüklenecektir . Kendini bilen hiç bir devletin kabül etmeyeceği böylesine olumsuz bir duruma Türk devleti de izin vermeyecektir . Devletin kamu kurumlarında bölücülüğe yolaçacak alt dillerde yayın yapılamaz ,ancak kültürel zenginliklerin korunması doğrultusunda özel kuruluşlarda devletin resmi organlarının denetimi altında bazı yayın çalışmalarına hoşgörü gösterilebilir .Türkiye Cumhuriyeti bu sorunu diğer modern devletlerde olduğu gibi bu yollardan çözebilecektir . Belirli bölgesel planlar için Türkiye’yi zorla dönüştürmeğe çalışan bazı emperyalist girişimlere artık izin verilmemelidir .Türk devleti kendi içinde yaşamakta olan alt kültürlere ve etnik topluluklara şimdiye kadar gösterdiği gibi gelecekte de hoşgörü göstermeğe devam edecektir . Hoşgörülü olmanın bir zayıflık ya da dağılma belirtisi anlamına gelmeyeceğini Türk devletinin kamu makamları ortaya koyabilmelidir . TRT-ŞEŞ’in yarattığı şaşkınlığa bir an önce son verilmelidir . Türk devleti dış baskılarla karşılaşınca şaşkınlık göstermemelidir.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin kamu yayıncılığı yapmak üzere kurmuş olduğu Türkiye Radyo ve Televizyon kurumu geçen ay içinde kürtçe alt kimlik dilinde yayınlara başlayarak , Türkiye’de yeni bir alanda ilk adımı attı. Türkiye Cumhuriyeti anayasasına aykırı bir biçimde böylesine bir girişimde bulunulması , devletin idari organizması içinde yer alan bir kamu kuruluşu açısından hukuka aykırı bir durum yaratmaktadır . Türk anayasasının değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk üç maddesi içinde yer alan Türkiye devletinin dili türkçe’dir ilkesi devam ettiği sürece ,hiç bir devlet ya da kamu kurumu ulus devletin tek resmi dili olan Türkçe’den başka hiç bir dilde resmen yayın yapamaz . Devletin birliği ve bütünlüğü ,üniter siyasal yapısı , ulus devlet karakteri açıkca devlet ve kamu kurumlarının Türkiye Cumhuriyetinin çatısı altında resmi dil olarak yalnızca Türkçe’nin kullanılmasını zorunlu kılmaktadır . Bu ana ilkenin dışına çıkmak , devletin yapısına ters düşeceği gibi ayrıca da anayasanın değişmez maddelerine açıkca ters düştüğü içindir ki , aynı zamanda bir anayasal suçun doğmasına giden yolu açmaktadır . Bir hukuk devleti olan Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesiyle beraber anayasanın üstünlüğü de ana ilke olarak kabül edildiği için huhu devletinin daha fazla zedelenmemesi için böylesine anayasaya aykırı düşen bir durumun acilen ortadan kaldırılması gerekmektedir .
Küreselleşme ,Avrupa Birliği ve Büyük Orta Doğu projeleri doğrultusunda sürekli olarak dış baskı ve yönlendirmeler karşısında kalan Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk ulusu şaşkına dönmüş adeta sürekli tokat yiyen bir çocuk gibi giderek aptallaşmıştır . Türk kamuoyunu işgal eden mandacı ve işbirlikçi basın ve medya korosu , sürekli olarak dışarıdan aldıkları komutlar doğrultusunda hareket ederek , Türkiye’yi bir yerlere sürüklemek ve patronlarının istediklerini yaptırarak dış planlara alet etmek için her türlü girişimi gündeme getirmektedirler . Dolar ve Euro üzerinden yemlenen bu batı emperyalizminin Truva atı konumundaki maşa kadroları , Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığını ve yoluna devam etmesini tehlikeye sürükleyebilecek bir çok tehdidi dış baskılarla Türk devletine kabül ettirebilmektedirler . Bu doğrultuda bir çok hukukçu ,bilim adamı ve uzman da gene dışarıdan beslenerek kullanılmakta ve son olayda oldruğu gibi açıkca anayasaya ters düşen durumların ortaya çıkmasına neden olunmaktadır . Türkiye Cumhuriyetini yönetmekte olan bugünkü kadrolar böylesine bir dış tehdit karşısında son derece zor bir konuma düşmekteler ve kendilerini işbaşyına getiren dış desteklere boyun eğerek , açıkca Türk anayasasına ters düşen adımların atılmasına aracı olmaktan kurtulamamaktadırlar . Bir kamu kurumu olan TRT’nin Türkçeden başka bir dilde yayın yapması gibi anayşasaya aykırı bir durum ciddi bir şaşkınlığın sonucunda ortaya çıkabilmektedir . Açıkca TRT-ŞEŞ, Türkiye’nin şaşması ve şaşkınlığa sürüklenmesi sonucunda ortaya çıkmış bir garip girişimdir .
Hukukçu olduğunu söyleyen ve bazı uzman geçinen kişiler neoliberal ve cemaatçı yayın organlarında sayfalarca makaleler döktürerek , açıkca anayasaya aykırı olan bu girişimi desteklemekte ve savunmaktadırlar . Hukuk fakültelerinden aldıkları diplomanın hakkını vermenin ötesine giderek hukukçudan daha çok bir siyasetçi gibi davranmaktalar ve ,batı emperyalizminin Türkiye’yi dönüştürme programlarında Truva atı olarak işbirlikçi bir çizgide hareket ederek , Türkiye’de hukuk devletine ciddi ölçülerde zarar vermektedirler .Hukukçuluğu bırakarak açıkca siyasete soyunan bu kadroların , emperyal merkezlerden aldıkları maddi destekler doğrultusunda parayı verenin düdüğü çalabileceği ni göstermeleri Türkiyenin geleceği açısından ciddi ölçüde tehdit yaratmaktadır . Devletin kamu yayın organının amacı ve misyonu dışına çıkarak başka bir plana alet edilmesi de kamu yapılanması içinde son derece olumsuz bir örneğin doğmasına yolaçmıştır . TRT’nin Türkçe’den başka bir alt dilde yayın yapması , Türk devletinin hem ulusal hem de üniter yapısına açıkca ters düşmektedir . Bu girişimle devletin üniter ve ulusal karakteri açıkca tehdit edilmektedir . Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş ilkelerine ve anayasal yapısına açıkca ters düşen bu durum önlenemezse , gelecekte bu olumsuz örnekten hareket edecek yeni girişimler gündeme gelebilir ve tümüyle ulusal ve üniter Türk devletinin ortadan kalkmasına neden olabilir . Hukuk açısından yanlış bir emsal yaratılmaktadır ,bu nedenle yanlış atılan bu adımdan devletin güvenliği için hemen geri dönülmelidir .
Çok yanlış bir biçimde Türkiye’deki alt kimlik dilleri ile yabancı diller birbirine karıştırılmaktadır . İngilizce,Fransızca ya da Arapça gibi yabancı ülkelerin dillerinde , TRT dışa dönük yayın yapabilir ama , Türk toplumu içinde yaşamakta olan alt kültür topluluklarının dillerini esas alan yayınları TRT bir kamu kurumu olarak yapamaz . Nitekim , TRT’nin dış yayınlar bölümü yıllardır , dünyanın her köşesine ulaşacak doğrultuda Türkçe’den başka yabancı dillerde ve de Türk toplumlarının yaşadığı ülkelerdeki Türrkçenin çeşitli lehçelerinde son derece başarıyla etkin bir biçimde yayınları Türkiye Cumhuriyetinin ulusal çıkarları doğrultusunda yapmaktadır . Dış yayınlar servisinin yabancı dillerle dünyaya dönük yaptığı yayınlar Türkiye’yi dış dünyaya açmaktadır . Türk ülkelerine dönük olarak Türkçenin çeşitli lehçelerinde yapılmakta olan yayınlar da Türkiye ile Türk toplulukları arasında köprü kurmakta ve zaman içerisinde yakınlaşma sağlamaktadır . Bu tür yayınlardan Türkiye Cumhuriyeti ulusal çıkarları doğrultusunda şimdiye kadar fazlasıyla yararlanmıştır . Bu açıdan TRT’nin yabancı diller ve Tütrkçe lehçelerinde yayın yapması açıkca kamu yararına ilkesine uygun düşmektedir . Bu tür yayınlar Türkiye için şimdiye kadar hiç bir biçimde tehdit olşturmamıştır .
Ne var ki , Türkiye’de yaşamakta olan alt kültür ve etnik gruplarının dillerini yabancı dillerden ayırmak gerekir . Türkçeden başka dillerde yayın yapmak diyerek her ikisini aynı kefeye koymak , Türkiye’yi bölecek yolu açmak anlamına gelmektedir . Yabancı diller ile , Türkiye’de yaşamakta olan etnik grupların alt dillerini karıştırmamak ya da aynı grupta toplamamak gerekmektedir . Türkçe’den başka diller diyerek alt kimliklerin dillerini yabancı diller ya da Türkçe lehçeleri gibi devletin kamu yayın organında yayınlatmak ,ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozacağı gibi açıkca anayasaya da aykırı düşmektedir . Türkiye Cumhuriyeti anayasasında yer alan değişmez ilkeler doğrultusunda devletimizin ulusal ve üniter yapısına karşı mücadele eden emperyalist merkezler açıkca alt kültürleri hortlatarak bölücülüğü kışkırtmaktalar ve bu doğrultuda da alt kültürlerin dillerinin kamu organlarında kullanılmasını sağlamağa çalışmaktadırlar . Bu açıdan TRT-ŞEŞ açıkca Türkiye’nin şaşmasına ve şaşkınlığa sürüklenmesine neden olmuştur . Hiç bir zaman Türkiye’yi bugünkü yapısı ile içine almayacak olan Avrupa Birliğinin istekleri doğrultusunda Türk ülkesinin Sevr haritasındaki gibi eyaletlere bölünmesinin önünü açacak olan alt kültürlerin dillerinde yayın yapılmasını , Türkiye’nin üniter yapısını koruyabilme doğrultusunda başta TRT olmak üzere bütün kamu kurumlarında önlemek gerekmektedir .Bir ulusal ve üniter devletin kamu kurumunda toplumu birleştirici tek ulusal dil olarak ulusun dili resmen kullanılabilir .
Alt kimlik dilleri alt kültürlerin yaşatılması doğrultusunda bazı özel kuruluşlar aracılığı ile yaşatılabilir . Özel vakıf,dernek ya da şirketler aracılığı ile açılacak kültür ya da yayın kuruluşlarında bu doğrultuda eğitim ve kültür çalışmaları yapılabilir , ya da batı ülkelerinde görüldüğü üzere özel yayın kuruluşlarının devlet kuramamış olan etnik toplulukların dillerinde yayın çalışmaları yapabilmelerine devletin denetimi ve kontrolu altında izin verilebilir . Kültürel zenginliğin korunması adına , bir devletin ulusal ve üniter yapısı tehlikeye atılamaz . Başta Avrupa ülkelerinde olduğu gibi diğer gelişmiş ülkerde kültürel zenginliklerin korunması için özel çaba ve girişimler desteklenebilir .Bir ulus devlete ve üniter yapıya zarar vermeyecek doğrultuda devletin denetimi altında kültürel farklılıkların birer zenginlik olarak devam etmesi sağlanabilir . Unutulmamalıdır ki , Kürtçe yayınlar devam ettiği sürece sırada Lazca,Çerkezce,Boşnakça,Arnavutça Tatarca,,Gürcüce,Rumca,ve Ermenice gibi Türkiye’de yaşamakta olan diğer alt grupların dillerine sıra gelecektir . Anayasal eşitlik ilkesi doğrultusunda bütün alt dillere kamu yayın organlarında izin verilirse , Türkiye bir kültürel kaosa ve zaman içerisinde dağılmağa doğru sürüklenecektir . Kendini bilen hiç bir devletin kabül etmeyeceği böylesine olumsuz bir duruma Türk devleti de izin vermeyecektir . Devletin kamu kurumlarında bölücülüğe yolaçacak alt dillerde yayın yapılamaz ,ancak kültürel zenginliklerin korunması doğrultusunda özel kuruluşlarda devletin resmi organlarının denetimi altında bazı yayın çalışmalarına hoşgörü gösterilebilir .Türkiye Cumhuriyeti bu sorunu diğer modern devletlerde olduğu gibi bu yollardan çözebilecektir . Belirli bölgesel planlar için Türkiye’yi zorla dönüştürmeğe çalışan bazı emperyalist girişimlere artık izin verilmemelidir .Türk devleti kendi içinde yaşamakta olan alt kültürlere ve etnik topluluklara şimdiye kadar gösterdiği gibi gelecekte de hoşgörü göstermeğe devam edecektir . Hoşgörülü olmanın bir zayıflık ya da dağılma belirtisi anlamına gelmeyeceğini Türk devletinin kamu makamları ortaya koyabilmelidir . TRT-ŞEŞ’in yarattığı şaşkınlığa bir an önce son verilmelidir . Türk devleti dış baskılarla karşılaşınca şaşkınlık göstermemelidir.




