
ÜNİTER DEVLET
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
Ankara: 22 Mart 2007
Son zamanlarda Türkiye üzerine yapılan tartışmalarda ulus devlet kavramı ile beraber üniter devlet konusu da gündeme getirilmektedir. Üniter sözcüğü batı dillerinde tek devlet, tekil ya tekçi devlet anlamında kullanılmaktadır. Tek bir siyasal yapıya dayanan genel olarak bir siyasal bütünü temsil eden devlet modellerine üniter devlet adı verilmektedir. Latince kökeninden gelen bu kavram daha sonraki dönemlerde özellikle batı ülkelerindeki tekçi ve bütüncül devlet yapılarını açıklarken ya da bir hukuki yapı üzerine oturturken kullanılmaktadır. Üniter devlet bütün varlığı ve uzantıları ile tek ve bütün bir yapıyı temsil eden devlet biçim anlamına gelmektedir. Özellikle parçalı devlet türlerine karşı ortaya konulan bir devlet türü olarak kabul edilebilir.
Türkiye Cumhuriyeti anayasasının ilk maddelerinde, Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür, biçiminde bir tanımlama olduğu içindir ki, Türkiye Cumhuriyeti için de üniter devlet denilebilir. Türk devleti kuruluşundan bu yana tek ve bütün bir siyasal yapı ile ortaya çıkmış ve günümüze kadar bu yapı ile gelmiştir. Üniter devlet olarak Türkiye ulusal sınırlar içerisinde tek bir siyasal yapı olarak varlığını ortaya koymaktadır. Devletin kuruluşundan bu yana devam eden bu çizgi, günümüzde de bir anayasa kuralı ile sürdürülmekte ve Türk devletinin tanımı yapılırken ana ve belirgin bir özellik olarak ortaya konulmaktadır. Devletler tekçi ya da parçalı yapılar olarak ayrılırken, karma devlet modelleri bunların yanı sıra devreye girerken, üniter devlet tanımlaması tekçi modellerin adı olarak ortaya çıkmıştır.
Karma yapılı devletler bazen parçalar bazen de farklı yapıların bir araya gelmesiyle kurulmaktadır, Dünyadaki büyük alanlara yayılmış olan devletlere bakıldığı zaman, parçalı ya da karma yapılara sahip oldukları o nedenle bunların tek ve bütün bir siyasal yapıya sahip olmadıkları ve bu doğrultuda tekil ya da üniter devlet sayılamayacakları görülmektedir. Küçük devletlerin bir araya gelmesinden meydana çıkan devlet yapılarına federasyon ya da konfederasyon adı verilmektedir. Yerel düzeyde ortaya çıkan yönetim birimleri dışa karşı daha güçlü bir çatı altında birleşmek istedikleri zaman federasyon denen parçalı devlet modellerine yönelmektedirler. Bu durumda bir bütünlükten değil ama bir dayanışmadan söz edilebilir. Dış tehditlere karşı birleşmek gereksinmesi duyan ve bu doğrultuda bir araya gelerek daha güçlü bir siyasal yapılanma ortaya çıkaran bu model üniter devlet adı verilen tekçi yapının tamamen tersidir. Tekil devlet kesinlikle bir ve bütündür, hiçbir biçimde farklı yapıları içinde barındıramaz.
Üniter devlet yapısı içinde, bir devletin olması gereken temel unsurlarının hepsi tek olmak zorundadır. Bir üniter devlette tek anayasa, tek hukuk düzeni, tek devlet, tek hükümet, tek bayrak ve ülkede birliği sağlayan tek dil vardır. Hiçbir biçimde bu sayılan unsurlara ortak olabilecek ikinciler söz konusu değildir. Tek devlette tek millet tek bir egemenliği kendi iktidarı ve bakımsızlığı için kullanır. Bir devleti oluşturan bütün unsurlar tektir ve hepsi bir bütünün ortak parçalarıdır. Hiçbir unsur tek başına anlam ifade edemez ama bunlar bir araya geldiklerinde üniter devletin değişik unsurlarını oluşturarak, tekil devleti ortaya çıkarırlar. Devletin tekil olması ülkenin de bölünmez bir bütün olduğunun göstergesidir. Her devletin ülkesi, devlet yapısı ile bir bütündür ve devletten ayrılma hakkı bulunmamaktadır. Ülkeyi oluşturan toprakların tamamı devletin ayrılmaz bir parçasıdır. Hiçbir devlet ülkesini meydana getiren toprak parçalarını bir başka ülkeye terk edemez, ederse devlet olmaktan çıkar. Her devlet varlığını sürdürebilmek için sınırları içindeki toprak parçalarını sonuna kadar korumak zorundadır.
Üniter devletin ülkesi bölünmez bir bütündür ama kamu yönetimi amacıyla il ya da ilçe veya köy gibi yönetim birimlerine ayrılabilir ve bunlar devletin merkezinin bulunduğu başkente bağlı olarak varlıklarını sürdürebilirler. Yalnızca yönetim birimleri olarak oluşturulan bu yapıların devlet merkezinde olduğu gibi yasama ve de yürütme yetkileri yoktur. Bunların hepsi aynı egemenliğe bağlı birimlerdir. Bütün yönetim birimleri ulusal sınırlar içerisinde aynı egemenliğe ve bunun uzantısı olan hukuka bağlıdırlar. Ülke içinde var olan tek hukuk sistemi sınırlar içindeki bütün kamu yönetimi birimlerin aynı zamanda ve eşit düzeyde uygulanır. Hiçbir yönetim birimi kendine özgü bir uygulama ya da ayrıcalık talep edemez. Bir ülkede egemenlik tek ve bütün olduğu için egemenliğin kullanım sahası ulusal sınırlar içerisindeki bütün ülkedir. Egemenliğin kaynağı ve kullanım biçimi bütün ülke için aynı düzeyde geçerlidir.
Benzeri bir biçimde, üniter devletlerde ülke gibi millet unsuru da bölünmez siyasal bütünün bir parçasıdır. Milleti oluşturan insan unsuru üzerinde dil, din ya da etnik grup açılarından herhangi bir ayırım yapılamaz. Hiçbir üniter devlette toplumlar, gruplar ya da cemaatler açısından herhangi bir ayırım yapılamaz. Ülke merkezinin elinde bulunan ulusal egemenlik tekeli toplumun bütünü için geçerlidir ve hiçbir farklılık yaratılamaz. Üniter devlet sadece yer bakımından federalizme değil ama aynı zamanda alt gruplar açısından da bir federalizmi, yani korporasyonlara dayanan federal yapıyı reddeder. Ülkede tek olan egemenliğin kullanım sahası hem toplumun hem de devlete bağlı toprakların bütünüdür. Egemenliğin ürünü olan bütün yasalar eşit koşullarda devletin ülkesinin ve milletinin tamamı üzerinde geçerli bulunmaktadır.
Tekil devlet esaslarına göre düzenlenen anayasalarda federasyon ilkelerine ver verilemez. Devletin yapısındaki bölünmez bütünlük ilkesi egemenliğin ulus ve ülke bütünlüğünden oluşan tek bir devlet yapısı ile bütünleşmesini gerektirir. Bu doğrultuda ulusal devlet ilkesi tek bir büyük ulus anlayışına ver verdiği için üniter devlet sınırları içinde bir başka ulusal yapıya yer verilmesi mümkün değildir. Tek bir anayasa ve hukuk düzeni içerisinde federatif yapıya yer verilemez. Devlet ve ülke kavramlarının ülkede var olan tek ulusun egemenliği ile bütünleştirilmesi devletin herhangi bir etnik kökenden gelenlerle ya da bir toplumsal sınıf ile özdeşleştirilmesine engel bulunmaktadır. Devlet her türlü grup ve de sınıfın üstünde ulusun siyasal örgütlenmesi olarak ortaya çıkar. Millet devletin üç unsurundan birisi olarak bölünmez bütünlüğün bir parçasıdır. Bir millet ulusal sınırlar içerisinde yer alan bütün grupların, sınıfların ya da alt kimlikli cemaatlerin bir araya geldiği bir üst kimlik olarak kabul edilmektedir. Devletin insan topluluğu içinde yer alan bütün alt kimlikli gruplaşmalar millet kavramı doğrultusunda bir üst kimliğe bağlı olarak bir araya gelirler. Bir millet içinde barındırdığı birbirinden farklı sosyal unsurlarla bir bütündür ve tektir. Aynı ülkenin sınırları içerisinde başka bir milletin var olabilmesi ya da yaşayabilmesi üniter devletin nitelikleri açısından mümkün değildir. Devletin ülkesiyle olduğu kadar milletiyle de bölünmez bir bütün olması da Üniter devlet ilkesi doğrultusunda aynı doğrultuda değerlendirilmektedir.
Üniter devletin yönetiminde milletin fertleri arasında hiçbir ayırım gözetilemez. Ulusal bütün parçası ve uzantısı olan vatandaşlar eşit hak ve özgürlükler doğrultusunda ülke yönetimine katılmakta serbesttirler. Ülkede devlet ve toplum yönetimine katılmakta insanlar arasında hiçbir ayırım yapılamaz. Etnik gruplar, dini cemaatler ya da dilsel topluluklar arasında üniter devletin sahip olduğu egemenlik yetkilerinin kullanılması açısından herhangi bir ayırım yapılamaz. Birbirinden farklı olan alt kimlikler üniter devlet içerisinde bir kültürel zenginlik olarak tanınabilir, belirli alt gruplara dahil olan insanların alt kimlikleri baskı altına alınmadan bireysel insan hakları doğrultusunda belirli bir hoşgörü ile karşılanabilir ama bunların kolektif haklar düzeyinde hukuki bir yapıya dönüşmesi kabul edilemez. Böylesine bir dönüşüm üniter devlet ilkesine ters düşmektedir. Alt kimlikli toplum kesimlerin gruplar halinde kolektif kültürel haklara ya da farklı siyasal haklara sahip kılınması üniter devlet ilkesinin reddi anlamına gelecektir. Hiçbir ulusal ya da üniter devlet böylesine bir adım atamaz, atarsa kendisini inkar etmiş sayılır, Kendi tekçi devlet yapısına sahip çıkamayan devletler zaman içerisinde üniter devlet olma özelliğini yitirirler.
Bir toplumu ya da ülkeyi bölmek girişimi ya da eylemi, üniter devlet ilkesi açısından suç olarak görülmektedir. Genel olarak bütün üniter devlet anayasaları kendini korumaya yönelik olduğu için, bu anayasa çerçevesinde çıkartılan ceza yasalarında üniter devleti bölecek ya da parçalayacak farklı kimlik yaratıcı ya da savunucu kalkışmalar suç olarak kabul edilmektedir. Üniter devlet çatısı altında birbirinden çok farklı alt kimliklere sahip olan kişiler, anayasal çerçevede bir ulusal yapının ortak ve benzer üyeleri olarak kabul edilmekte hiçbir farklılık yaratma hakları bulunmamaktadır. Kendi kişisel özelliklerini ya da alt kimlikten ileri gelen farklı yapılarını, üniter devlet vatandaşlığının ötesinde ya da ulusal üst kimliğin dışında öne sürerek farklı uygulama isteme hakları bulunmamaktadır. Üniter devlet ilkesinin gereği, bütün ülke vatandaşlarının üst kimlikli yapı içinde eşit varlıklar kabul edilmeleri esastır. Hiçbir kimseye bu açıdan ayrıcalık verilemez.
Üniter devletlerin ana sorunu ülke yönetiminin siyasal ve hukuki anlamda örgütlenmesidir. Tek ve eşit tanınan anayasa ve yasalar, yasalara ülke sınırları düzeyinde üstünlük getirmekte ve bütün vatandaşları yasalar önünde eşit bir statüye sürüklemektedir. Ülkenin her bölgesinde eşit ve birbirine benzer uygulamalar üniter devletin özelliğidir. Hiçbir bölgeye tıpkı insanlara olduğu gibi ayrıcalık tanınamaz. Tek anayasa önünde ülkenin bütün vatandaşları eşit olduğu gibi bölgeleri de eşit olarak kabul edilir. Federasyon ya da konfederasyonlarda görüldüğü gibi birbirinden ayrı konumda bulunan eyaletler ya da bölgeler gibi farklı uygulamaların üniter devlet çatısı altında söz konusu olması mümkün değildir. Özellikle ulus devletlerin bütünlüğü çerçevesinde, ulusal egemenliğin gerekleri olan hukuki ya da siyasi uygulamalar üniter devletin bütün bölgelerinde aynı ve eşit düzeylerde yürütülmektedir. Üniter devletin başkentinde örgütlenen merkezi kamu yönetimi ülkenin her bölgesinde aynı ve eşit düzeyde etkin olmaktadır ve bu doğrultuda vatandaşların tamamına ortak bir uygulama yapılmakta ve hiçbir ayrıcalık söz konusu olmamaktadır. Üniter devletlerin merkezleri güçlü olduğu sürece ve bu güce dayanılarak yürütülen kamu hizmetleri ülke gereksinmelerini karşıladığı kadar devletin hukuki yapılanmasında herhangi bir değişiklik düşünülemez. Ne var ki, kamu hizmetlerinin aksamaya başlaması ya da vatandaşın isteklerinin ya da toplumun gereksinmelerinin eskisi gibi yerine getirilememesi gibi durumlarda, devletin üniter yapısı tartışma konusu olabilmekte ve bu yapının yetersiz kalması gibi durumlarda yerel özelliklere göre, merkeze bağlı durumun dışında yeni siyasal ve hukuki yapılanmalar gündeme gelebilmektedir. üniter devletlerin yetersizliği ya da başarısızlıkları belirli bölgelerde yeni örgütlenme taleplerini ve bu doğrultuda girişimleri gündeme getirebilmektedir. Bu gibi durumlarda üniter devletlerin istikrarı ve yapısı bozulabilmekte ve yeni devlet modeli talepleri ortaya çıkabilmektedir.
Devletlerin tek yapılı olup olmaması bir siyasal tercih, sorunudur ve ulusal yapı ile sıkı sıkıya bağlıdır. Bir devlet kurulurken, kurucu idarenin durumu ve sahip olduğu özellikler devletin yapısının belirlenmesinde önde gelen bir rol oynar. Kurucu güç bir ulusal yapılanmayı temsil ediyorsa o zaman kurulan devlet bir ulus devlet olur, eğer kurucu gücün arkasında bir ulusal toplum yoksa o zaman kurulmakta olan devlette bir ulusallık söz konusu olmaz ve yeni devlet tek bir ulus gerçeğine dayanmayacağı için tekil bir modele uygun olarak değil ama ülkenin özelliklerine göre parçalı bir yapıda ya da federatif bir statüde kurulabilir. Devleti kuran gücün ya da otoritenin bu açıdan hem kimliği hem de sahip olduğu özellikler üniter yapının seçilmesinde rol oynamaktadır. Kurucu güçler devleti kurarken bütünüyle serbest hareket edemezler; çünkü tarihi, sosyal, ekonomik ve coğrafi ya da kültürel etkenler kurulmakta olan devletin üniter ya da çoklu yapıda olmasını belirler.
Devletin üniter yapısı hem kuruluş aşamasında hem de daha sonraki dönemlerde kamu düzeninin oluşturulmasında, kamu hizmetlerinin görülmesinde önde gelen bir etkiye sahip olmaktadır. Bütün bu durumlar dikkate alınarak bir ülkenin konumuna göre üniter devlet yapılanmasına karar verilir. Eğer kamu düzeninin kurulması ve işlemesi, bu çerçevede kamu hizmetlerinin daha iyi yürütülmesi mümkün olabiliyorsa o zaman üniter devlet modelinin önceliği bulunmaktadır. Merkezi örgütlenmenin sağladığı olanaklar çerçevesinde hem yürütme hem yasama hem de yargı etkinlikleri tek bir çatı altında örgütlenerek yürütülür. Merkezi tekil devlette yönetim otoriter niteliği çerçevesinde ülkede ulusal çerçevede birliği ve bütünlüğü sağlamasına karşılık bürokrasiyi artırmakta ve demokratik rejimlerde de halk kitlelerinin yerel hizmetlerde yönetime katılmasını sınırlayabilmektedir. Yönetim mekanizmalarında bu gibi zorlukları aşabilmek üzere merkezi devlet kendine bağlı olan ülke düzeyinde bir taşra örgütlenmesine gitmekte ve bu doğrultuda işe yerel yönetimleri de katarak bir yetki genişliği sistemi ile daimi hizmetlerinde daha üst düzeyde bir yeterlilik sağlamağa çalışmaktadır. Merkezin üzerindeki kamu hizmetleri yükünü hafifletmek üzere merkezi yönetime bağlı olarak taşra örgütlerinde görev yapan kamu görevlilerine sınırlı olarak bazı konularda karar verme ve gereken uygulamaları yapma yetkileri verilebilmektedir. Merkez tarafından atanan kamu görevlileri merkez adına bir hiyerarşik denetime bağlı olmaktalar ve anayasa ile yasalarda belirtilen ilkeler doğrultusunda kamu etkinliklerini yürütmektedirler. Özellikle il yönetimi yetki genişliği esasına dayanmakta ve başkentteki merkezi devletin kararları doğrultusunda bütün il yönetimleri kendi sınırları içinde kendilerinden beklenen hikmetleri yürütmektedirler. Yasal düzenlemelerin verdiği yetkiler doğrultusunda il yönetimleri idarenin takdir yetkisini kullanarak vilayet çerçevesinde devletin etkinliklerinin devamını gerçekleştirirler.
Üniter devletlerin merkezi yapılanması çerçevesinde konu ele alındığında yetki genişliği ilkesi merkezi yönetimi baltalayan ya da sınırlayan değil ama tamamlayan bir örgütlenmedir. Merkezi devletin ülke düzeyindeki örgütlenmesi bir bütünün parçaları olduğu için üniter devlet ilkesini zedelemez ve bu ilkeyi tamamlar. Ülke sınırlarının geniş olması çerçevesinde yerel nüfusun gereksinmeleri doğrultusunda yerinden yönetim örgütlenmelerine de gidilebilir. Ülkenin yönetim hizmetlerinin merkezi devlet yapılanması dışında farklı yörelerde oturan halk kitlelerinin kendi içlerinden seçtikleri temsilciler aracılığı ile yürütülmesi sistemine yerel yönetim adı verilmektedir. Böylece merkezi üniter devletin yanı sıra halkın kendi kendisini yönetmesi esasına dayanan kamu tüzel kişileri ortaya çıkmaktadır. Yerel yönetim olarak tanımlanan köy ve belediye yönetimleri yerinden yönetimin gerçekleşmesini sağlamak ve demokrasinin tabana yayılmasına yardımcı olmaktadır. Yerinden yönetim kuruluşları üniter devletten ayrı bir hukuki yapıya ve tüzel kişiliğe sahip bulunmaktadırlar. Devletten ayrı bir yapıda olmalarına rağmen yerel yönetimler gene merkezi devletin birer parçası konumundadırlar ve bu yönleri ile de merkezi devlet bunları denetleyebilmektedir. Yerel yönetimler merkezi yönetimi parçalayan ya da ona alternatif olan siyasal yapılanmalar değil aksine onu tamamlayan, merkezin almış olduğu kararlar doğrultusunda kamu hizmetlerinin yürütülmesini halka ulaşırken daha üst düzeyde yerine gelebilmesi için aracı olan daha alt düzeydeki yönetim birimleridir. Yerinden yönetim birimleri devletten ayrı kişiliğe, amaçlara ve mal varlığına sahiptir.
Yerinden yönetimlerde sorumluluk yerel yöneticilerin omuzları üzerindedir. Bir üniter devlet içindeki yerel yönetimler hiçbir biçimde üniter devletin tek yapılı statüsünü ortadan kaldırmaz. Ülke içindeki bütün yerel yönetimler merkezi devletin parlamentosundan çıkan yasalarla bağlıdırlar ve bunlar doğrultusunda çalışmalarını yürütmek zorundadırlar. Üniter devletin anayasa ve yasaları merkezi devleti olduğu kadar yerel yönetimleri de bağlamaktadır ve yerel yönetimler bu doğrultuda çalışmalarını sürdürürken merkezi devletin üst organları tarafından denetlenirler. Üniter devletin hükümetlerinin aldığı bütün kararlar merkezi yapıyı olduğu kadar bütün yerel yönetimleri de bağlamaktadır. Yerel yönetimler bu doğrultuda dolaylı olarak üniter devlet kamu yönetiminin birer uzantısı olarak kabul edilebilir. Yerel yönetimler bulundukları bölgelerde merkezi idarenin taşra örgütlenmesinin uzantısı olan mülki amirliklere bağlı bulunmaktadırlar. Kamu yönetiminde ikilemelere yol açmamak üzere yerel yönetimler merkezi devletin plan ve programlarına dikkat ederek etkinliklerini sürdürmek durumundadır. Merkezi devletin yetkili makamları yerel yönetimler üzerinde vesayet makamı olarak denetim görevini yerine getirirler ve bu yoldan üniter devlet statüsünün korunmasını sağlarlar.
Ulus devletlerde ulus üstü ya da ulus altı bölgelerin gündeme gelmesi üniter yapıların varlığı ve devamlılığı açısından önemli bir tehdit içermektedir. Ülke kavramının ötesinde bölge kavramının gündeme gelmesi, üniter yapılar açısından belirleyici olan ülke kavramını ikinci plana bırakmaktadır. Bu aşamada ülke ve bölge kavramları arasındaki ilişki bir belirsizlik yaratabilir ve beraberinde üniter yapının tartışma konusu olmasına neden olabilir. İspanya, İngiltere ya da İtalya gibi alt kimlikli ulusal toplulukların belirli bölgelerde yaşaması ama buna rağmen ulusal sınırlar içerisindeki ülkenin içinde yer almaya devam etmesi ayrı bölgelerin tanınmasına rağmen üniter siyasal yapının devam ettiği iddiasını öne çıkarmaktadır. Ulus devlet niteliği taşıyan üniter yapılar içerisinde bölgesel devletleşme ölçüsünün gündeme gelmesi ortaya üniter devlet modeli ile ilgili olarak yeni tartışmalar getirmiştir. Bölge kavramı ile ülkeler alt gruplar ya da ulusal topluluklar kavramları ile de uluslar tartışma konusu haline gelirken ulus devletlerin üniter yapıya sahip olması ilkesi çok ciddi boyutlarda sarsıntılar geçirmektedir.
Modern devletler Fransız devrimi sonrasında akılcılığın getirdiği rasyonalizasyon ilkesine dayandığı içindir ki, devlet aklı bir ülkede tek bir devleti gerektirmekte ve parçalı yapıyı kabul etmemektedir; çünkü bir ülkede devlet aklı tek bir devlete ve de devletin ülkesiyle ve de milletiyle bütünlüğü ilkesine dayanmaktadır. Akılcılık bir ülkede üniter devleti gerekli kılmaktadır; çünkü aynı ülkedeki gelişmelerde akla olan gereksinimin kullanılabilmesi için tek bir çatı altında hareket edilebilmesine ve devlet gücünün bunu güvencesi altına alabilmesine bağlı bulunmaktadır. Bir ülkedeki insan topluluğunun düzenli ve istikrar içerisinde yaşayabilmesi için tek ve güçlü bir egemenliğin üniter devlet çatısı altında örgütlenmesi gerekmektedir. Üniterizmin birlikçi tavrı aynı ülkede tek bir devlet çatısı altında uyumlu bütünü ifade etmektedir. Birlik tavrı aynı ülke içinde yaşayan insan topluluğunun ulusal bir yapı içerisindeki tekliğini ve bütünlüğünü öne çıkarmaktadır. Egemenliğin tek ve bütün olması siyasal iktidar ve hukuk düzeninin de bölünemezliğini ortaya çıkarmaktadır. Burada birlik içerisinde ortak özelliklerin örgütlenmesi ve güçlü bir biçimde toplumun geleceğini belirlemesi söz konusudur. Federal yapılarda var olan farklılıklarla birliktelik ya da farklılıkların kurumlaşmasıyla ortaya çıkan ulus altı kimliklerin varlığı söz konusu değildir. Üniter devletin başkentindeki merkezi örgütlenme ülkedeki farklılıkların aşılarak ulusal bir üst kimlikte bir araya gelmeyi ve toplumun bu doğrultuda örgütlenerek geleceğe yönelik kurumlaşmasını gerçekleştirecektir. Ülkenin başkenti dışında kalan bütün bölgeler merkezin yapılandırması doğrultusunda kendileri için belirlenen üniter yapıya zorunlu olarak uymak durumundadırlar.
Üniter devlet modelinin varlımı açısından bunun belirleyicisi olan merkeziyet ve yerel yönetimler arasındaki sınır son derece önem taşımaktadır. Üniter devletin başkentindeki merkezi devlet yapısı içindeki kurumlar kamusal alan ile ilgili olarak asıl yetkinin sahibidirler. Federasyonlarda görülen çok merkezlilik kesinlikle üniter devlet yapılarında sözkonusu değildir. Birden çok yönetim birimlerinin bulunduğu federal düzenlerde ciddi bir yönetim karmaşası gündeme gelebilir ve bu durum kamu hizmetlerinin gerektiği gibi görülmesini engelleyebilir. Üniter devletlerde hiçbir zaman görülmeyen bu durumlar federasyonların devamlılığı açısından çok ciddi çıkmazlar gündeme getirebilmektedir. Devletlerin federasyon modeli ile örgütlenmeleri çoklu yapı ile beraber bir karışıklık ortamını beraberinde gündeme getirmektedir. Federasyonlarda federal merkezini federe otoriteler üzerindeki denetimi üniter devletlerdeki merkezi otoritenin yerinden yönetim organları üzerindeki denetimlerine benzetilebilir ama bu durum yönetimin bütünlüğü ilkesi olduğunu göstermez. Üniter devletler de var olan yönetim bütün parçacı devletlerde, bölgeli siyasal yapılarda ya da federasyonlar da yoktur. Merkez organlarının aldığı kararlar ya da yürüttüğü hizmetler ülkedeki herkes için geçerlidir. üniter devletlerin dayandığı merkeziyet sistemi gerek yer yönünden gerekse kişiler açısından bütün karar alma yetkilerini kendisinde toplayan bir sistemdir. Ulus altı bölgesel devletler ise genel anlamda bu düzeni bozmaktadırlar. Ne var ki, her ülkenin içinde bulunduğu özel koşullar bu tür özel bölgelere yer verilmesini ülkenin birlik ve bütünlüğünü saklamak açısından zorunlu kılabilmektedir. Ulus altı özel bölgelere yer verilmek durumu gelecek açısından ayrılma ya da parçalanma gibi riskleri gündeme getirmesi açısından üzerinde durulması gereken bir konudur. Gelecekte ülkenin birlik ve bütünlüğünü bozmayacak derecede toplum içinde uyumu gerçekleştirebilmek amacıyla bazı bölgelere dışlamadan özel durumları dikkate alınarak, üniter devlet sistemi içerisinde kalmak koşulu ile bazı geçici önlemler alınabilir ya da belirli bir hoşgörü çerçevesinde onları kazanıcı alımlar atılabilir. Bu gibi özel uygulamaların geleceğe dönük bir farklılaşmayı kurumlaştırması düşünülemez çünkü devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesine ters düşebilecek ayrılıca gidebilecek farklılıkların kurumlaşmasına neden olabilir. Üniter bir siyasal yapının bütünlüğü açısından bu gibi konuların son tahlilde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Otonomi ya da özerklik ilkeleri, üniter devlet modeliyle çelişen uygulamaları gündeme getirmektedir. Daha çok parçalı yapıya sahip bulunan devletlerde görülen bu ilkeler federasyonların ya da konfederasyonların gerçekleşme aşamasında belirli bölgelere tanınan ayrıcalıklı durumlarda söz konusu olmaktadır. Ulus altı veya devlet altı düzenlemelerde belirli bölgeler ayrıcalıklı bir biçimde gündeme geldiğinde özerklik ya da otonomi statüleri
devreye girebilmektedir. Özerklik belirli bir ölçüde özgür davranmayı ve merkezin dışına çıkarak karar mekanizmasının hareket etme serbestisini beraberinde getirmektedir. özerkliğe sahip olan yerel yönetimler ya da ulus altı bölge yönetimleri devlet altı statüye sahip olmaları ile beraber üniter yapı açısından kabul edilemeyecek bir otonomi talep edebilirler. Otonomi ya da benzeri bir biçimde özerklik statüsü kendi başına hareket etme olanağını da beraberinde getirmektedir. Bir üniter devlet içinde ülkenin her bölgesi merkeze aynı ölçüde bağlı olmak ve başkentten gelen kararlar doğrultusunda hareket etmek zorundadır. Böylesine bütüncül bir yapı içerisinde de belirli bölgeler için özerklik ya da otonomi talep etmek mümkün değildir. Devlet altı konumda sanki devletmiş gibi serbest hareket etmek ya da kendi geleceği için bağımsız kararlar almak üniter devletlerin mantığına ters düşen uygulamalardır bu nedenle devletlerin merkezleri tarafından bu gibi durumların kabul edilebilmesi mümkün değildir.
Üniter devlet statüsü içerisinde bazı alt kimlikli gruplar ülkenin belirli bölgelerinde toplanarak sahip oldukları alt kimlikle özerklik talep edebilirler. Böylesine bir uygulamaya geçiş, üniter devlet yapısının ortadan kalkmasına giden yolun başlangıcı olabilir. Sahip oldukları ulus altı alt kimliği ayrı bir ulusal kimliğe dönüştürmek ve bu doğrultuda bağımsız bir ulus devlet kurmak isteyen oluşumlar içinde yer aldıkları ulusal ve üniter yapıları parçalama noktasına gelerek yeni bir ulus devlete doğru yol almaya başlayabilirler. Özellikle dünya tarihinin son yüzyıllık döneminde bu gibi birçok oluşum ortaya çıkmış, birbirlerine bakarak emsal oluşturmuşlar, içinde bulundukları ulus devletten ayrılarak kendi ulus devletlerini oluşturmuşlardır. Bir ulus devleti parçalayarak yeni bir ulus devlet biçiminde ortaya çıkma olgusunun en açık örneği Yugoslavya Devleti parçalanırken yaşanmış, buradaki federatif yapıdan yararlanan alt kimlikli eyaletler, yeni bir ulus devlete giden yolda bakımsızlıklarını ilan etmiş1erdir. Kral devletlerin zaman içinde dönüşmesi ya da imparatorlukların parçalanmasıyla ortaya çıka.n ulus devletler sahip oldukları üniter hukuk düzenini koruyamadıkları ama kendi içlerinden yeni ulus devletlerin ortaya çıkmasına yol açan sürece karsı önlem alamamaktadırlar. Yeni bir ulus devletin kurulmasına giden yolda Öncelikle tehlikeye giren bir devletin üniter yapısıdır. Üniter yapı yerinden oynatıldı mı ya da en küçük bir ödün verildi mi geri dönülemeyecek biçimde ayrılmaya giden yolun önü açılmaktadır. Yirminci yüzyılda yirmi devletten iki yüz devlete giden yolda bu durumun fazlasıyla görülen örnekleri dünya kamuoyunun önüne getirilmiştir, Ulus altı ya da devlet altı bölgelerin ya da yerel yönetimlerin üniter yapıyı sarsmalarına bu açıdan izin verilmemesi gerekmektedir. Bu doğrultuda gösterilecek en küçük bir hoşgörünün önemli ödünlerin verilmesini yol açtığı artık açıkça belli olmuştur.
Toplumsal bütünleşmenin eksik kaldığı bölgelerde, uluslaşma sürecinin tamamlanamadığı ülkelerde üniter devlet modelleri eksiklerin tamamlanması açısından son derece yararlı olmaktadır. Üniter devleti öngören bir anayasal yapı içerisinde güçlü bir biçimde merkezi yönetim kurulursa o zaman başkentten ülkenin her bölgesine yönelik olarak geçen etkili bir düzen oluşturulabilmekte sınırlar içende kalan bölgelerde başıbozuk uygulamalara ya da başkaldırmalara izin verilmemektedir. ?lks^k bütünleşmenin ortaya çıkardığı bütün sorunların aşılmasında üniter devlet yapısı ilaç gibi etki yapmakta güçlü bir merkezi yönetime bağlılık ülke içerisinde hem istikrar hem düzen yaratmaktadır. Orta çağdan kalma bölge yönetimleri ve kent devletçikleri olgusu, Avrupa kıtasında bu yoldan aşılabilmiştir. Özellikle Fransız devrimi sonrasında ülkede merkezi güçlü bir yönetimin oluşturulması ve cumhuriyet yönetimi altında bütün bölgelerle kent devletçiklerinin toparlanabilmesi ancak üniter bir devlet yapısı altında mümkün olabilmiştir. Cumhuriyet yönetiminin dayandığı akılcılık ilkesi, bütün bir ülkenin merkezi yönetime bağlanmasını zorunlu kılarken ülke topraklarında düzensizliğe yol açan ve merkezi karşısına alabilecek derecede başı bozuk davranan bölge yönetimlerinin hizaya getirilebilmesi için güçlü bir yönetim ile üniter devlet düzenin kurulmasını zorunlu kılmıştır. Bir cumhuriyet yönetimi ile gündeme gelen üniter düzende ülke içinde hem birlik hem de istikrar sağlanabilmiştir.
Üniter devlet düzeninin kurulmasıyla beraber ülke içinde siyasal nitelik taşıyan her türlü oluşum ve bunların öncülük yaptığı ayrı yönetim oluşturma girişimleri ulusal yararlar dikkate alınarak bir bölünmeye meydan vermemek üzere devlet merkezi tarafından denetim altına alınır. Eski feodal yapılardan ileri gelen bazı farklı siyasal hareketler, belirli bölgelerde ayrı düzen kurma eğilimleri gösterdiği zaman, üniter devlet yapısı bu gibi durumlara izin veremez. Konu demokrasi ya da farklılıklarla birlikte yaşama gibi gerekçelerle sürekli olarak gündeme getirilse de bir üniter devlet düzeni içerisinde ülkenin ulusal sınırları içende yer alan bütün bölgeler eşit ve benzer bir statüde varlıklarını sürdürmek zorundadırlar. Aksi bir durum ülke içinde karışıklıklara yol açacağı için üniter yapıyı bozacak ve federasyona giden yolu açacaktır. Parçalı bir devlet tipi olarak gündeme gelecek federatif yapılarda ise kesinlikle devlet merkezinde egemen olar kurucu irade ya da ulusal güç ülkenin bütün bölgelerini yönetme ve denetim altında tutma şansını yitirecektir. Böyle bir durumda artık hiçbir biçimde üniter devletten söz edebilmek mümkün olamayacaktır. Üniter devletin merkezi bütüncül yapısı kesinlikle hiçbir ayrıcalıklı duruma ülkenin herhangi bir yöresinde izin veremez.
Özellikle geniş alanlara sahip bulunan büyük ve orta boy devletlerde merkez ile çevre arasımda ciddi uzaklıklar yaşanabilmektedir. Hem mesafe olarak hem de buna davalı bir biçimde yaşam biçimi ya da düzeni olarak merkez ve çevre farklılığı devlet yönetimleri açısından her zaman için sorun olabilmektedir. Üniter devlet bu açıdan, bir anlamda ülkenin çevresine karşı merkezde oluşturulan devlet modelidir. Ülke genişliği ve sınırların uzunluğu dikkate alındığında büyük bölgelerin kontrol altına alınabilmesi ve yönetilebilmesi açısından başkente kurulacak güçlü merkezi devlet tek çözüm olarak görülmektedir. Çevrenin izlenmesine denetimi çevrenin sınırları içinde kalan bütün ülkenin yönetimi beraberce ele alınırsa üniter devlet ile en iyi biçimde gerçekleştirilebilmektedir. İnsanların var olduğu her bölgenin yönetilmeye gereksinmesi vardır. Bu gereklilik yerel düzeyde karşılanamıyorsa, o zaman bölgeleri bir araya getiren ülkelerin toptan yönetimi söz konusu olabilmektedir. Ülkenin başkentleri daha çok sınırlar arasındaki mesafeler dikkate alınarak başkentler daha çok bütün sınırlara eşit mesafede yer alabilecek doğal merkez konumundaki kentlerde kurulmaktadır. Başkentin uzak kaldığı sınır yöreleri ülke içinde çevre konumu yaratabilmektedir. Bu gibi durumlarda merkez ve çevre ilişkilerinin dikkate alınarak ülkenin yönetilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Çevrede kalan bölgelerin sahipsiz kalmaması ve merkezden kopuk bir yaşama sürüklenmemesi için merkezin etkin bir yönetim izlemesi gerekmektedir. Merkezi devlet üniter yapısı içinde memleketin bütün bölgelerine bir devlet ana gibi kucak açacak ve ülkenin çevresini kucaklayarak birlik ve bütünlüğü saklanacaktır. Bu doğrultuda hiçbir üniter devlet bir merkez çevre çatışmasına ya da kopuklusuna izin veremez. Eğer böylesin ne olumsuz durumlara göz yumulursa o zaman merkezdeki üniter yapının tüm bölgeleri bir düzene kavuşturmasında ciddi zorluklar yaşanabilir. Birbirinden çok farklı ya da uzak olan bölgelerin birlikteliği ancak üniter devlet yapısının hepsini kucaklamasıyla mümkün olabilmektedir,
Üniter devletin teklifi ilkesi ulusun, ülkenin ve de egemenliğin tekliğini beraberinde getirmekte ve toplu bir biçimde birlikteliği gerçekleştirmektedir. Bu duruma dayalı olarak ülke ve toplum yaşamı ile ilgili bütün değerlerin de tekçi bir çizgide benimsenmesi gerekmektedir. Ancak bu yoldan ülke içinde değişik unsurlar arasında uyumluluk saklanabilecektir. Devlet ve ülke yönetiminin zorunlu kıldığı uyumluluk ancak böylesine bir üniterlik statüsü içinde gerçekleştirilebilmektedir. Devlet içinde var olan hiçbir unsur farklı bir konumda olamaz. Bütün bireyler ve birimler üniter devletin gereği olan kurallara uymak ve bunların içeriğini gerçekleştirmek durumundadırlar. Üniter devletteki ülkenin birliği ve bölünmezliği ilkesinin gereği olarak hiçbir kimseye ya da birime herhangi bir biçimde ayrıcalık tanınamaz. Üniter devlet farklılıkların değil ama benzer ilkelerin örgütlenmesidir.
Üniter devlet bir anlamda hukuk devletinin türü olarak kabül edilebilir çünkü bir devletin üniter yapıda olabilmesi için anayasal bir yapıya sahip bulunması gerekmektedir. Merkez ve çevre ilişkisini ülkenin başkentindeki merkezi devlet yapılanması ile düzenlemeye çalışan üniter devlet bir anlamda kurallar bütünü olarak hem bir hukuk devletini hem de bir normatif düzeni yansıtmaktadır. Ülke ve ulus üniter devletin iki temel dayanağı olarak ortaya çıkmaktadır. Tek bir ülkede tek bir ulusu örgütlemeyi hedefleyen üniter devlet sahip olduğu anayasası ile ülkede bir hukuk devletini tekçi bir yapıda kurmaktadır. Merkezden üretilen hukuk herkes için olduğu gibi her birey için de hem aynı hem de eşittir, Hukukla çevrelenmiş bir egemen devlet konumundaki merkezi üniter yapılanma bir coğrafya parçasındaki kamu düzenini ifade etmektedir. Bütün bir kamu düzeni hedef alındığında kamu yönetimi buna göre üniter bir yapıda organize edilmektedir.
Fransız devriminin armağanı olan cumhuriyet rejimlerinde devlet aklı üniter bir yapıya dönük olarak kullanılmıştır. Bir anlamda bütün cumhuriyet yönetimleri ülkede halk egemenliğini tam olarak geçerli kılabilmek üzere üniter devleti hedefleyen yapılanmalar içine girmişlerdir. Ülke toplumu halk ya da ulus kavramları doğrultusunda bir bütün olarak ele alındığında kaçınılmaz olarak bu bütünlümün yönetilebilmesi için üniter devlet düzeni öngörülmüştür. Ne var ki daha sonraki dönemlerde demokrasi kavramının yaygınlık kazanması ve bu doğrultuda demokrasilerin alt kimliklere yer vermesi doğrultusunda da, ulusal kimliğin üst yapısından alt kimlikle re dönüş gibi bir süreç ortaya çıkmış ve zamanla demokrasilerin genişlemesi ile beraber bu durum cumhuriyet rejimlerinin üniter devlet yapılarını tehdit etmeye başlamıştır. Halk ya ulus egemenlisine dayanan cumhuriyet rejimlerinin bu üst kemliklerin altındaki kimliklerin kendilerine bakımsız siyasal yapılanma arayan maceralarına alet olması beklenemezdi. Nitekim bu doğrultuda sonraki dönemleri demokrasi uygulamaları ile cumhuriyet rejimleri arasında çelişkiler gündeme gelmiştir. Demokrasi görünümündeki alt kimlik ya da yerel özerklik taleplerinin cumhuriyet rejimlerinin akla ve halk egemenlisine dayanan bütüncül sistemlerini tehdit ettiğinin görülmesi, cumhurivet rejimlerinin üniter devlet yapılarına daha sıkı bir biçimde sarılmalarına neden olmuştur. Günümüz koşullarında daha demokratik cumhuriyet rejimlerinin arandığı bu aşamada demokrasi ile cumhuriyet rejimleri arasında saklanacak yeni bir mutabakat üniter devletlerin güçlenerek yollarına devam edebilmesini sağlayacaktır. Akılcılığın, düzenin ve istikrarın sembolü olan üniter yapılı devletlerin önümüzdeki dönemde de değişen koşulları dikkate alarak yoluna devam edecekleri açıkça görülmektedir.
Küreselleşme sürecine girilmesiyle beraber üniter devlet tartışmaları yeniden başlamıştır. Çok uluslu şirketleri elinde tutan uluslararası sermaye bütün dünyayı dubalarının çiftliğine dönüştürmek üzere küreselleşme akımını zorla ülkeler ve halklar üzerine dayatırken, eski dönemden kalan devlet yapılarını açıkça karşılarına almışlardır. Dünya düzeni yirminci yüzyılın başlarında yaşanan iki büyük dünya savaşından sonra soğuk savaş dönemine girince yeryüzünde sosyalist ve kapitalist kamplar arasında bir soğuk savaş dengesi kurulmuştur. Bu dönemde dünya dengeleri belirli statükolara göre ayarlanmağa çalışıldığı için var olan devletlerin yapıları ya da statüleri ile ilgili herhangi bir tartışma ya da dayatma söz konusu olmamıştır. Ne var ki sosyalist sistemin dağılmasından sonra batı kapitalist sistemi yeniden emperyalizme yönelmiş ve dünya ülkelerine yeni dünya düzeni adı altında bir tür neoemperyalizm denilebilecek yapıyı dayatmıştır. Bu aşamadan sonra ülkelerin ve devletlerin yapıları tartışılmağa başlamış, koskoca bir konfederasyon olan Sovyetler Birliği dağılmış daha sonraları onu Yugoslavya federasyonu izlemiştir. Benzeri bir süreç bütün federasyonlar için yeniden tartışmalara giden yolu açmış, herkes Rusya federasyonunun da dağılmasını beklerken Rusya devlet yönetimi yüzyılların birikimi ile kendi içinde reformu giderek yeni bir dağılmayı önlemiştir. Federasyonların tartışılması ile beraber diğer devletlere de yönelen eleştiriler artmağa başlamış, yeni demokrasi anlayışı adı altında dağılmayı kolaylaştıran bir alt kimlikçilik ya da yerel yönetimcilik bütün dünya ülkelerine empoze edilmeğe başlanmıştır. Bütün bu girişimler var olan devletlerin siyasal ve hukuki yapılarının tartışılmalarına neden, olmuştur.
Dünyada halen var olan iki yüz civarındaki devletin büyük çoğunluğu üniter bir devlet yapılanmasına sahip bulunmaktadır. Bazıları ulus devlet yapısında örgütlenen bu siyasal birimlerin bir kısmı da ya halk devleti ya da bölge devleti olarak hukuki yapılanmalarını tamamlamışlardır. Bu gibi devletlerin büyük çoğunluğu üniter bir modele sahip oldukları için, küresel emperyalizmin alt kimlikçi, yerelci ya da yeni demokrasi adı altında anticumhuriyetçi girişimlerine maruz kalmışlardır. Bütün bu gelişmeler sürekli olarak batı emperyalizminin denetimi altındaki küresel merkezler tarafından gündeme getirilmiş ve büyük bütçelere dayanan projelerle dünya ülkelerine kabul ettirilmeğe çalışılmıştır. Küresel emperyalizmin bu çapta örgütlenmesiyle çok uluslu şirketlerin büyümek için Önlerinin açılmasını sağlayacak biçimde var olan devletlerin küçültülmesi gündeme getirilmiş ve dış baskılarla devletleri küçültme operasyonları hızla birbirini izlemiştir.
Küresel sermayenin güdümündeki medya ve basın bu doğrultularda sürekli yayınlara yönlendirilerek insanların beyinleri yıkanmakta ve bölünerek küçülmenin yolu açılmak üzere üniterliğe karşı ciddi bir kampanya örgütlenmektedir. Siyasetin finansmanı yolu ile bölücüler örgütlenmekte ve birer siyasal güç olarak ülke arenasında kendilerini daha güçlü bir biçimde gösterebilmektedirler. Özellikle alt kimlikçi ve yerelleşmeci kadrolar emperyal çevreler tarafından devşirilerek siyasette ön plana geçmeleri saklanmakta ve onların kullanılması aracılığı ile üniter devlet yapılarının parçalanmasına giden yol dışarıdan empoze edilen yeni emperyalist bölgesel yapılanma projeleriyle desteklenmektedir. Büyük parasal kaynakların seferber edildiği bu gibi devletleri küçültme operasyonlarında hedef alınan tek konu devletlerin üniter yapıları olmaktadır.
Küresel sermayenin bütün dünyayı bir sömürge cennetine çevirmesinin yolu olarak şirketleri büyütmek ama buna karşı devletleri küçültmek olarak gündeme getirilmektedir. Giderek sömürünün artması çok büyüyen şirketler tıpkı devletler gibi örgütlenerek ortaya şirket devletleri konumunda çıkmaktalar ve bu yeni yapıları ile ekonomi üzerinden dünyayı kendileri yönetebilmek için her yolu denemektedirler. Şirketlerin çok uluslu bir dev yapıda bütün dünyayı sömürme girişimlerinin önünde en büyük engel olarak görülen ulus ya da üniter devletler bir an önce ortadan kaldırılmak istenmekte ve bu doğrultuda işe öncelikli olarak üniter devlet tartışmaları ile başlanmaktadır. Üniter yapının alt kimlikler ve devlet altı bölgeselleşme maceraları ile zorlanmasından sonra demokrasi adına cumhuriyet devletlerinin üniter yapısını parçalayan siyasal girişimler gündeme getirilmektedir. Koskoca Yugoslavya devleti demokrasi adına dağıtılmış ve insan hakları görünümünde alt kimlikçilik kültürel haklara öncelik verilerek küçük devletler yaratılmasına giden yolda devlet düzeni dağıtılmıştır. Benzeri girişimler, her devletin ülkesinin sınırları içinde yaşamakta olan bütün altkimlikli ulusaltı toplulukların küçük devletçiklere kavuşması doğrultusunda üniter yapının tasfiye edilmesiyle beraber dünyanın her bölgesinde ortaya çıkmaktadır. On beş yılı aşkın bir süredir küreselleşme dönemi ile beraber ortaya çıkan bu tür girişimler bugün dünyanın bütün üniter devletlerini tehdit etmekte, bölücü hareketlere destek yaratmakta ve devlet sayısının iki yüzlerden iki binlere doğru küçük eyalet devletçikleri biçiminde artmasını sağlamağa çalışmaktadır. Bu nedenle devletlerin üniter yapıları günümüzün küresel emperyalizmi tarafından açıkça tehdit edilmektedir. Cumhuriyet rejimleri küresel emperyalizmin tehditlerine karşı üniter yapılarını güçlendirerek korumak zorundadırlar.
Genel olarak her ulus devlet aynı zamanda da üniter devlettir, çünkü ulusal birlik ve beraberlik ancak tek bir siyasal ve hukuki yapı ile mümkün olabilmektedir. Bir ülkede ulusallaşma süreci tamamlanmışsa ve ülkenin ulusu kendi ulus devletini kurmuşsa, oluşturulan siyasal yapı kesinlikle tek bir çatı oluşturacak ve ulusun içinde yer alan her kesim, devletin tüm vatandaşları başkentte kurulmuş olan merkezi ulus devletin vatandaşları olarak o yapı içerisinde anayasal çizgide eşit olarak yer alacaklardır. Uluslaşma süreçleri aynı zamanda bir ülkede bir araya gelme ve bütünleşme gelişmelerini de kapsayarak bunların daha üst düzeyde bir birlikteliğin hazırlayıcısı olmasını sağlarlar. Bir ülkede ancak tek bir ulus olabilir ve var olan ulusal devletin vatandaşları da üniter yapı doğrultusunda oluşan beraberliğin birer parçasıdırlar. Her ulus devlet bu açıdan kesinlikle aynı zamanda üniter devlettir ama her üniter devlet aynı zamanda ulusal devlet olmayabilir. Ülke ve toplum koşulları nedeniyle bir bölgede kurulmuş olan devlet yapısı toplum uluslaşma sürecini tamamlamamışsa o zaman halk ya da ülke devleti olarak ortaya çıkabilir.
Hukuk açısından ulusal devlet ile üniter devlet yapıları aynı doğrultuda hüküm yaratırlar. Ulus devlet anayasalarında da tıpkı üniter devlet anayasalarında olduğu gibi devletin birliği ve bütünlüğü ile merkezi yapısı her türlü siyasal ya da hukuki sorunda temel hareket noktası olarak kabul edilmektedir. Ulusal devletlerin getirmiş olduğu hukuk sistemi ülkenin tamamını kapsadığı için ülke düzeyinde ortalı birlikteliğin gerçekleştirilmesinde yardımcı olabilmektedir. Devletin merkezi açısından üniterlik söz konusu olduğu yerlerde, böylesine bir hukuk düzenini uzun süreli uygulamalarda giderek toplunun uluslaşmasına önemli ölçülerde katkı sağladığı görülmektedir. Bu açıdan üniterlik ve ulusallık arasında hem Önemli ölçüler de yakınlık hem de bir paralellik bulunmaktadır. Bu yakınlığı önleyebilmek üzere ulusallık ya da üniterliği bir yerlere çekmek mümkün değildir. İki devlet türü arasındaki yakınlık ve ayniyata bir anlamda her ikisinin giderek tek ve ortak bir anlam doğrultusunda bütünleşmesine giden yolu açmaktadır. Merkezi devletlerin bünyelerinin güçlendirilebilmesi için üniterliğin yanı sıra ulusallık önemli ölçülerde destek sağlamaktadır. Bu nedenle, var olan devlet yapılarının çoğunluğunun hem üniter hem de ulusal devlet olarak kabul edilmek ve hareket etmek istedikleri anlaşılmaktadır Türkiye Cumhuriyeti üniter ve ulusal devlet tiplerinin birlikteliği açısından en önemli örnektir. Türk devleti bu birliktelikten yararlanarak kendisine karşı ortaya çıkartılmak istenen tehdit süreçlerine karşı son derece etkili bir biçimde kendisini koruyabilmektedir. Benzeri olumlu durum diğer ulus devletler de görülebilmektedir.
Ankara: 22 Mart 2007
Son zamanlarda Türkiye üzerine yapılan tartışmalarda ulus devlet kavramı ile beraber üniter devlet konusu da gündeme getirilmektedir. Üniter sözcüğü batı dillerinde tek devlet, tekil ya tekçi devlet anlamında kullanılmaktadır. Tek bir siyasal yapıya dayanan genel olarak bir siyasal bütünü temsil eden devlet modellerine üniter devlet adı verilmektedir. Latince kökeninden gelen bu kavram daha sonraki dönemlerde özellikle batı ülkelerindeki tekçi ve bütüncül devlet yapılarını açıklarken ya da bir hukuki yapı üzerine oturturken kullanılmaktadır. Üniter devlet bütün varlığı ve uzantıları ile tek ve bütün bir yapıyı temsil eden devlet biçim anlamına gelmektedir. Özellikle parçalı devlet türlerine karşı ortaya konulan bir devlet türü olarak kabul edilebilir.
Türkiye Cumhuriyeti anayasasının ilk maddelerinde, Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür, biçiminde bir tanımlama olduğu içindir ki, Türkiye Cumhuriyeti için de üniter devlet denilebilir. Türk devleti kuruluşundan bu yana tek ve bütün bir siyasal yapı ile ortaya çıkmış ve günümüze kadar bu yapı ile gelmiştir. Üniter devlet olarak Türkiye ulusal sınırlar içerisinde tek bir siyasal yapı olarak varlığını ortaya koymaktadır. Devletin kuruluşundan bu yana devam eden bu çizgi, günümüzde de bir anayasa kuralı ile sürdürülmekte ve Türk devletinin tanımı yapılırken ana ve belirgin bir özellik olarak ortaya konulmaktadır. Devletler tekçi ya da parçalı yapılar olarak ayrılırken, karma devlet modelleri bunların yanı sıra devreye girerken, üniter devlet tanımlaması tekçi modellerin adı olarak ortaya çıkmıştır.
Karma yapılı devletler bazen parçalar bazen de farklı yapıların bir araya gelmesiyle kurulmaktadır, Dünyadaki büyük alanlara yayılmış olan devletlere bakıldığı zaman, parçalı ya da karma yapılara sahip oldukları o nedenle bunların tek ve bütün bir siyasal yapıya sahip olmadıkları ve bu doğrultuda tekil ya da üniter devlet sayılamayacakları görülmektedir. Küçük devletlerin bir araya gelmesinden meydana çıkan devlet yapılarına federasyon ya da konfederasyon adı verilmektedir. Yerel düzeyde ortaya çıkan yönetim birimleri dışa karşı daha güçlü bir çatı altında birleşmek istedikleri zaman federasyon denen parçalı devlet modellerine yönelmektedirler. Bu durumda bir bütünlükten değil ama bir dayanışmadan söz edilebilir. Dış tehditlere karşı birleşmek gereksinmesi duyan ve bu doğrultuda bir araya gelerek daha güçlü bir siyasal yapılanma ortaya çıkaran bu model üniter devlet adı verilen tekçi yapının tamamen tersidir. Tekil devlet kesinlikle bir ve bütündür, hiçbir biçimde farklı yapıları içinde barındıramaz.
Üniter devlet yapısı içinde, bir devletin olması gereken temel unsurlarının hepsi tek olmak zorundadır. Bir üniter devlette tek anayasa, tek hukuk düzeni, tek devlet, tek hükümet, tek bayrak ve ülkede birliği sağlayan tek dil vardır. Hiçbir biçimde bu sayılan unsurlara ortak olabilecek ikinciler söz konusu değildir. Tek devlette tek millet tek bir egemenliği kendi iktidarı ve bakımsızlığı için kullanır. Bir devleti oluşturan bütün unsurlar tektir ve hepsi bir bütünün ortak parçalarıdır. Hiçbir unsur tek başına anlam ifade edemez ama bunlar bir araya geldiklerinde üniter devletin değişik unsurlarını oluşturarak, tekil devleti ortaya çıkarırlar. Devletin tekil olması ülkenin de bölünmez bir bütün olduğunun göstergesidir. Her devletin ülkesi, devlet yapısı ile bir bütündür ve devletten ayrılma hakkı bulunmamaktadır. Ülkeyi oluşturan toprakların tamamı devletin ayrılmaz bir parçasıdır. Hiçbir devlet ülkesini meydana getiren toprak parçalarını bir başka ülkeye terk edemez, ederse devlet olmaktan çıkar. Her devlet varlığını sürdürebilmek için sınırları içindeki toprak parçalarını sonuna kadar korumak zorundadır. Üniter devletin ülkesi bölünmez bir bütündür ama kamu yönetimi amacıyla il ya da ilçe veya köy gibi yönetim birimlerine ayrılabilir ve bunlar devletin merkezinin bulunduğu başkente bağlı olarak varlıklarını sürdürebilirler. Yalnızca yönetim birimleri olarak oluşturulan bu yapıların devlet merkezinde olduğu gibi yasama ve de yürütme yetkileri yoktur. Bunların hepsi aynı egemenliğe bağlı birimlerdir. Bütün yönetim birimleri ulusal sınırlar içerisinde aynı egemenliğe ve bunun uzantısı olan hukuka bağlıdırlar. Ülke içinde var olan tek hukuk sistemi sınırlar içindeki bütün kamu yönetimi birimlerin aynı zamanda ve eşit düzeyde uygulanır. Hiçbir yönetim birimi kendine özgü bir uygulama ya da ayrıcalık talep edemez. Bir ülkede egemenlik tek ve bütün olduğu için egemenliğin kullanım sahası ulusal sınırlar içerisindeki bütün ülkedir. Egemenliğin kaynağı ve kullanım biçimi bütün ülke için aynı düzeyde geçerlidir.
Benzeri bir biçimde, üniter devletlerde ülke gibi millet unsuru da bölünmez siyasal bütünün bir parçasıdır. Milleti oluşturan insan unsuru üzerinde dil, din ya da etnik grup açılarından herhangi bir ayırım yapılamaz. Hiçbir üniter devlette toplumlar, gruplar ya da cemaatler açısından herhangi bir ayırım yapılamaz. Ülke merkezinin elinde bulunan ulusal egemenlik tekeli toplumun bütünü için geçerlidir ve hiçbir farklılık yaratılamaz. Üniter devlet sadece yer bakımından federalizme değil ama aynı zamanda alt gruplar açısından da bir federalizmi, yani korporasyonlara dayanan federal yapıyı reddeder. Ülkede tek olan egemenliğin kullanım sahası hem toplumun hem de devlete bağlı toprakların bütünüdür. Egemenliğin ürünü olan bütün yasalar eşit koşullarda devletin ülkesinin ve milletinin tamamı üzerinde geçerli bulunmaktadır.
Tekil devlet esaslarına göre düzenlenen anayasalarda federasyon ilkelerine ver verilemez. Devletin yapısındaki bölünmez bütünlük ilkesi egemenliğin ulus ve ülke bütünlüğünden oluşan tek bir devlet yapısı ile bütünleşmesini gerektirir. Bu doğrultuda ulusal devlet ilkesi tek bir büyük ulus anlayışına ver verdiği için üniter devlet sınırları içinde bir başka ulusal yapıya yer verilmesi mümkün değildir. Tek bir anayasa ve hukuk düzeni içerisinde federatif yapıya yer verilemez. Devlet ve ülke kavramlarının ülkede var olan tek ulusun egemenliği ile bütünleştirilmesi devletin herhangi bir etnik kökenden gelenlerle ya da bir toplumsal sınıf ile özdeşleştirilmesine engel bulunmaktadır. Devlet her türlü grup ve de sınıfın üstünde ulusun siyasal örgütlenmesi olarak ortaya çıkar. Millet devletin üç unsurundan birisi olarak bölünmez bütünlüğün bir parçasıdır. Bir millet ulusal sınırlar içerisinde yer alan bütün grupların, sınıfların ya da alt kimlikli cemaatlerin bir araya geldiği bir üst kimlik olarak kabul edilmektedir. Devletin insan topluluğu içinde yer alan bütün alt kimlikli gruplaşmalar millet kavramı doğrultusunda bir üst kimliğe bağlı olarak bir araya gelirler. Bir millet içinde barındırdığı birbirinden farklı sosyal unsurlarla bir bütündür ve tektir. Aynı ülkenin sınırları içerisinde başka bir milletin var olabilmesi ya da yaşayabilmesi üniter devletin nitelikleri açısından mümkün değildir. Devletin ülkesiyle olduğu kadar milletiyle de bölünmez bir bütün olması da Üniter devlet ilkesi doğrultusunda aynı doğrultuda değerlendirilmektedir.
Üniter devletin yönetiminde milletin fertleri arasında hiçbir ayırım gözetilemez. Ulusal bütün parçası ve uzantısı olan vatandaşlar eşit hak ve özgürlükler doğrultusunda ülke yönetimine katılmakta serbesttirler. Ülkede devlet ve toplum yönetimine katılmakta insanlar arasında hiçbir ayırım yapılamaz. Etnik gruplar, dini cemaatler ya da dilsel topluluklar arasında üniter devletin sahip olduğu egemenlik yetkilerinin kullanılması açısından herhangi bir ayırım yapılamaz. Birbirinden farklı olan alt kimlikler üniter devlet içerisinde bir kültürel zenginlik olarak tanınabilir, belirli alt gruplara dahil olan insanların alt kimlikleri baskı altına alınmadan bireysel insan hakları doğrultusunda belirli bir hoşgörü ile karşılanabilir ama bunların kolektif haklar düzeyinde hukuki bir yapıya dönüşmesi kabul edilemez. Böylesine bir dönüşüm üniter devlet ilkesine ters düşmektedir. Alt kimlikli toplum kesimlerin gruplar halinde kolektif kültürel haklara ya da farklı siyasal haklara sahip kılınması üniter devlet ilkesinin reddi anlamına gelecektir. Hiçbir ulusal ya da üniter devlet böylesine bir adım atamaz, atarsa kendisini inkar etmiş sayılır, Kendi tekçi devlet yapısına sahip çıkamayan devletler zaman içerisinde üniter devlet olma özelliğini yitirirler.
Bir toplumu ya da ülkeyi bölmek girişimi ya da eylemi, üniter devlet ilkesi açısından suç olarak görülmektedir. Genel olarak bütün üniter devlet anayasaları kendini korumaya yönelik olduğu için, bu anayasa çerçevesinde çıkartılan ceza yasalarında üniter devleti bölecek ya da parçalayacak farklı kimlik yaratıcı ya da savunucu kalkışmalar suç olarak kabul edilmektedir. Üniter devlet çatısı altında birbirinden çok farklı alt kimliklere sahip olan kişiler, anayasal çerçevede bir ulusal yapının ortak ve benzer üyeleri olarak kabul edilmekte hiçbir farklılık yaratma hakları bulunmamaktadır. Kendi kişisel özelliklerini ya da alt kimlikten ileri gelen farklı yapılarını, üniter devlet vatandaşlığının ötesinde ya da ulusal üst kimliğin dışında öne sürerek farklı uygulama isteme hakları bulunmamaktadır. Üniter devlet ilkesinin gereği, bütün ülke vatandaşlarının üst kimlikli yapı içinde eşit varlıklar kabul edilmeleri esastır. Hiçbir kimseye bu açıdan ayrıcalık verilemez.
Üniter devletlerin ana sorunu ülke yönetiminin siyasal ve hukuki anlamda örgütlenmesidir. Tek ve eşit tanınan anayasa ve yasalar, yasalara ülke sınırları düzeyinde üstünlük getirmekte ve bütün vatandaşları yasalar önünde eşit bir statüye sürüklemektedir. Ülkenin her bölgesinde eşit ve birbirine benzer uygulamalar üniter devletin özelliğidir. Hiçbir bölgeye tıpkı insanlara olduğu gibi ayrıcalık tanınamaz. Tek anayasa önünde ülkenin bütün vatandaşları eşit olduğu gibi bölgeleri de eşit olarak kabul edilir. Federasyon ya da konfederasyonlarda görüldüğü gibi birbirinden ayrı konumda bulunan eyaletler ya da bölgeler gibi farklı uygulamaların üniter devlet çatısı altında söz konusu olması mümkün değildir. Özellikle ulus devletlerin bütünlüğü çerçevesinde, ulusal egemenliğin gerekleri olan hukuki ya da siyasi uygulamalar üniter devletin bütün bölgelerinde aynı ve eşit düzeylerde yürütülmektedir. Üniter devletin başkentinde örgütlenen merkezi kamu yönetimi ülkenin her bölgesinde aynı ve eşit düzeyde etkin olmaktadır ve bu doğrultuda vatandaşların tamamına ortak bir uygulama yapılmakta ve hiçbir ayrıcalık söz konusu olmamaktadır. Üniter devletlerin merkezleri güçlü olduğu sürece ve bu güce dayanılarak yürütülen kamu hizmetleri ülke gereksinmelerini karşıladığı kadar devletin hukuki yapılanmasında herhangi bir değişiklik düşünülemez. Ne var ki, kamu hizmetlerinin aksamaya başlaması ya da vatandaşın isteklerinin ya da toplumun gereksinmelerinin eskisi gibi yerine getirilememesi gibi durumlarda, devletin üniter yapısı tartışma konusu olabilmekte ve bu yapının yetersiz kalması gibi durumlarda yerel özelliklere göre, merkeze bağlı durumun dışında yeni siyasal ve hukuki yapılanmalar gündeme gelebilmektedir. üniter devletlerin yetersizliği ya da başarısızlıkları belirli bölgelerde yeni örgütlenme taleplerini ve bu doğrultuda girişimleri gündeme getirebilmektedir. Bu gibi durumlarda üniter devletlerin istikrarı ve yapısı bozulabilmekte ve yeni devlet modeli talepleri ortaya çıkabilmektedir.
Devletlerin tek yapılı olup olmaması bir siyasal tercih, sorunudur ve ulusal yapı ile sıkı sıkıya bağlıdır. Bir devlet kurulurken, kurucu idarenin durumu ve sahip olduğu özellikler devletin yapısının belirlenmesinde önde gelen bir rol oynar. Kurucu güç bir ulusal yapılanmayı temsil ediyorsa o zaman kurulan devlet bir ulus devlet olur, eğer kurucu gücün arkasında bir ulusal toplum yoksa o zaman kurulmakta olan devlette bir ulusallık söz konusu olmaz ve yeni devlet tek bir ulus gerçeğine dayanmayacağı için tekil bir modele uygun olarak değil ama ülkenin özelliklerine göre parçalı bir yapıda ya da federatif bir statüde kurulabilir. Devleti kuran gücün ya da otoritenin bu açıdan hem kimliği hem de sahip olduğu özellikler üniter yapının seçilmesinde rol oynamaktadır. Kurucu güçler devleti kurarken bütünüyle serbest hareket edemezler; çünkü tarihi, sosyal, ekonomik ve coğrafi ya da kültürel etkenler kurulmakta olan devletin üniter ya da çoklu yapıda olmasını belirler.
Devletin üniter yapısı hem kuruluş aşamasında hem de daha sonraki dönemlerde kamu düzeninin oluşturulmasında, kamu hizmetlerinin görülmesinde önde gelen bir etkiye sahip olmaktadır. Bütün bu durumlar dikkate alınarak bir ülkenin konumuna göre üniter devlet yapılanmasına karar verilir. Eğer kamu düzeninin kurulması ve işlemesi, bu çerçevede kamu hizmetlerinin daha iyi yürütülmesi mümkün olabiliyorsa o zaman üniter devlet modelinin önceliği bulunmaktadır. Merkezi örgütlenmenin sağladığı olanaklar çerçevesinde hem yürütme hem yasama hem de yargı etkinlikleri tek bir çatı altında örgütlenerek yürütülür. Merkezi tekil devlette yönetim otoriter niteliği çerçevesinde ülkede ulusal çerçevede birliği ve bütünlüğü sağlamasına karşılık bürokrasiyi artırmakta ve demokratik rejimlerde de halk kitlelerinin yerel hizmetlerde yönetime katılmasını sınırlayabilmektedir. Yönetim mekanizmalarında bu gibi zorlukları aşabilmek üzere merkezi devlet kendine bağlı olan ülke düzeyinde bir taşra örgütlenmesine gitmekte ve bu doğrultuda işe yerel yönetimleri de katarak bir yetki genişliği sistemi ile daimi hizmetlerinde daha üst düzeyde bir yeterlilik sağlamağa çalışmaktadır. Merkezin üzerindeki kamu hizmetleri yükünü hafifletmek üzere merkezi yönetime bağlı olarak taşra örgütlerinde görev yapan kamu görevlilerine sınırlı olarak bazı konularda karar verme ve gereken uygulamaları yapma yetkileri verilebilmektedir. Merkez tarafından atanan kamu görevlileri merkez adına bir hiyerarşik denetime bağlı olmaktalar ve anayasa ile yasalarda belirtilen ilkeler doğrultusunda kamu etkinliklerini yürütmektedirler. Özellikle il yönetimi yetki genişliği esasına dayanmakta ve başkentteki merkezi devletin kararları doğrultusunda bütün il yönetimleri kendi sınırları içinde kendilerinden beklenen hikmetleri yürütmektedirler. Yasal düzenlemelerin verdiği yetkiler doğrultusunda il yönetimleri idarenin takdir yetkisini kullanarak vilayet çerçevesinde devletin etkinliklerinin devamını gerçekleştirirler.
Üniter devletlerin merkezi yapılanması çerçevesinde konu ele alındığında yetki genişliği ilkesi merkezi yönetimi baltalayan ya da sınırlayan değil ama tamamlayan bir örgütlenmedir. Merkezi devletin ülke düzeyindeki örgütlenmesi bir bütünün parçaları olduğu için üniter devlet ilkesini zedelemez ve bu ilkeyi tamamlar. Ülke sınırlarının geniş olması çerçevesinde yerel nüfusun gereksinmeleri doğrultusunda yerinden yönetim örgütlenmelerine de gidilebilir. Ülkenin yönetim hizmetlerinin merkezi devlet yapılanması dışında farklı yörelerde oturan halk kitlelerinin kendi içlerinden seçtikleri temsilciler aracılığı ile yürütülmesi sistemine yerel yönetim adı verilmektedir. Böylece merkezi üniter devletin yanı sıra halkın kendi kendisini yönetmesi esasına dayanan kamu tüzel kişileri ortaya çıkmaktadır. Yerel yönetim olarak tanımlanan köy ve belediye yönetimleri yerinden yönetimin gerçekleşmesini sağlamak ve demokrasinin tabana yayılmasına yardımcı olmaktadır. Yerinden yönetim kuruluşları üniter devletten ayrı bir hukuki yapıya ve tüzel kişiliğe sahip bulunmaktadırlar. Devletten ayrı bir yapıda olmalarına rağmen yerel yönetimler gene merkezi devletin birer parçası konumundadırlar ve bu yönleri ile de merkezi devlet bunları denetleyebilmektedir. Yerel yönetimler merkezi yönetimi parçalayan ya da ona alternatif olan siyasal yapılanmalar değil aksine onu tamamlayan, merkezin almış olduğu kararlar doğrultusunda kamu hizmetlerinin yürütülmesini halka ulaşırken daha üst düzeyde yerine gelebilmesi için aracı olan daha alt düzeydeki yönetim birimleridir. Yerinden yönetim birimleri devletten ayrı kişiliğe, amaçlara ve mal varlığına sahiptir.
Yerinden yönetimlerde sorumluluk yerel yöneticilerin omuzları üzerindedir. Bir üniter devlet içindeki yerel yönetimler hiçbir biçimde üniter devletin tek yapılı statüsünü ortadan kaldırmaz. Ülke içindeki bütün yerel yönetimler merkezi devletin parlamentosundan çıkan yasalarla bağlıdırlar ve bunlar doğrultusunda çalışmalarını yürütmek zorundadırlar. Üniter devletin anayasa ve yasaları merkezi devleti olduğu kadar yerel yönetimleri de bağlamaktadır ve yerel yönetimler bu doğrultuda çalışmalarını sürdürürken merkezi devletin üst organları tarafından denetlenirler. Üniter devletin hükümetlerinin aldığı bütün kararlar merkezi yapıyı olduğu kadar bütün yerel yönetimleri de bağlamaktadır. Yerel yönetimler bu doğrultuda dolaylı olarak üniter devlet kamu yönetiminin birer uzantısı olarak kabul edilebilir. Yerel yönetimler bulundukları bölgelerde merkezi idarenin taşra örgütlenmesinin uzantısı olan mülki amirliklere bağlı bulunmaktadırlar. Kamu yönetiminde ikilemelere yol açmamak üzere yerel yönetimler merkezi devletin plan ve programlarına dikkat ederek etkinliklerini sürdürmek durumundadır. Merkezi devletin yetkili makamları yerel yönetimler üzerinde vesayet makamı olarak denetim görevini yerine getirirler ve bu yoldan üniter devlet statüsünün korunmasını sağlarlar.
Ulus devletlerde ulus üstü ya da ulus altı bölgelerin gündeme gelmesi üniter yapıların varlığı ve devamlılığı açısından önemli bir tehdit içermektedir. Ülke kavramının ötesinde bölge kavramının gündeme gelmesi, üniter yapılar açısından belirleyici olan ülke kavramını ikinci plana bırakmaktadır. Bu aşamada ülke ve bölge kavramları arasındaki ilişki bir belirsizlik yaratabilir ve beraberinde üniter yapının tartışma konusu olmasına neden olabilir. İspanya, İngiltere ya da İtalya gibi alt kimlikli ulusal toplulukların belirli bölgelerde yaşaması ama buna rağmen ulusal sınırlar içerisindeki ülkenin içinde yer almaya devam etmesi ayrı bölgelerin tanınmasına rağmen üniter siyasal yapının devam ettiği iddiasını öne çıkarmaktadır. Ulus devlet niteliği taşıyan üniter yapılar içerisinde bölgesel devletleşme ölçüsünün gündeme gelmesi ortaya üniter devlet modeli ile ilgili olarak yeni tartışmalar getirmiştir. Bölge kavramı ile ülkeler alt gruplar ya da ulusal topluluklar kavramları ile de uluslar tartışma konusu haline gelirken ulus devletlerin üniter yapıya sahip olması ilkesi çok ciddi boyutlarda sarsıntılar geçirmektedir.
Modern devletler Fransız devrimi sonrasında akılcılığın getirdiği rasyonalizasyon ilkesine dayandığı içindir ki, devlet aklı bir ülkede tek bir devleti gerektirmekte ve parçalı yapıyı kabul etmemektedir; çünkü bir ülkede devlet aklı tek bir devlete ve de devletin ülkesiyle ve de milletiyle bütünlüğü ilkesine dayanmaktadır. Akılcılık bir ülkede üniter devleti gerekli kılmaktadır; çünkü aynı ülkedeki gelişmelerde akla olan gereksinimin kullanılabilmesi için tek bir çatı altında hareket edilebilmesine ve devlet gücünün bunu güvencesi altına alabilmesine bağlı bulunmaktadır. Bir ülkedeki insan topluluğunun düzenli ve istikrar içerisinde yaşayabilmesi için tek ve güçlü bir egemenliğin üniter devlet çatısı altında örgütlenmesi gerekmektedir. Üniterizmin birlikçi tavrı aynı ülkede tek bir devlet çatısı altında uyumlu bütünü ifade etmektedir. Birlik tavrı aynı ülke içinde yaşayan insan topluluğunun ulusal bir yapı içerisindeki tekliğini ve bütünlüğünü öne çıkarmaktadır. Egemenliğin tek ve bütün olması siyasal iktidar ve hukuk düzeninin de bölünemezliğini ortaya çıkarmaktadır. Burada birlik içerisinde ortak özelliklerin örgütlenmesi ve güçlü bir biçimde toplumun geleceğini belirlemesi söz konusudur. Federal yapılarda var olan farklılıklarla birliktelik ya da farklılıkların kurumlaşmasıyla ortaya çıkan ulus altı kimliklerin varlığı söz konusu değildir. Üniter devletin başkentindeki merkezi örgütlenme ülkedeki farklılıkların aşılarak ulusal bir üst kimlikte bir araya gelmeyi ve toplumun bu doğrultuda örgütlenerek geleceğe yönelik kurumlaşmasını gerçekleştirecektir. Ülkenin başkenti dışında kalan bütün bölgeler merkezin yapılandırması doğrultusunda kendileri için belirlenen üniter yapıya zorunlu olarak uymak durumundadırlar.
Üniter devlet modelinin varlımı açısından bunun belirleyicisi olan merkeziyet ve yerel yönetimler arasındaki sınır son derece önem taşımaktadır. Üniter devletin başkentindeki merkezi devlet yapısı içindeki kurumlar kamusal alan ile ilgili olarak asıl yetkinin sahibidirler. Federasyonlarda görülen çok merkezlilik kesinlikle üniter devlet yapılarında sözkonusu değildir. Birden çok yönetim birimlerinin bulunduğu federal düzenlerde ciddi bir yönetim karmaşası gündeme gelebilir ve bu durum kamu hizmetlerinin gerektiği gibi görülmesini engelleyebilir. Üniter devletlerde hiçbir zaman görülmeyen bu durumlar federasyonların devamlılığı açısından çok ciddi çıkmazlar gündeme getirebilmektedir. Devletlerin federasyon modeli ile örgütlenmeleri çoklu yapı ile beraber bir karışıklık ortamını beraberinde gündeme getirmektedir. Federasyonlarda federal merkezini federe otoriteler üzerindeki denetimi üniter devletlerdeki merkezi otoritenin yerinden yönetim organları üzerindeki denetimlerine benzetilebilir ama bu durum yönetimin bütünlüğü ilkesi olduğunu göstermez. Üniter devletler de var olan yönetim bütün parçacı devletlerde, bölgeli siyasal yapılarda ya da federasyonlar da yoktur. Merkez organlarının aldığı kararlar ya da yürüttüğü hizmetler ülkedeki herkes için geçerlidir. üniter devletlerin dayandığı merkeziyet sistemi gerek yer yönünden gerekse kişiler açısından bütün karar alma yetkilerini kendisinde toplayan bir sistemdir. Ulus altı bölgesel devletler ise genel anlamda bu düzeni bozmaktadırlar. Ne var ki, her ülkenin içinde bulunduğu özel koşullar bu tür özel bölgelere yer verilmesini ülkenin birlik ve bütünlüğünü saklamak açısından zorunlu kılabilmektedir. Ulus altı özel bölgelere yer verilmek durumu gelecek açısından ayrılma ya da parçalanma gibi riskleri gündeme getirmesi açısından üzerinde durulması gereken bir konudur. Gelecekte ülkenin birlik ve bütünlüğünü bozmayacak derecede toplum içinde uyumu gerçekleştirebilmek amacıyla bazı bölgelere dışlamadan özel durumları dikkate alınarak, üniter devlet sistemi içerisinde kalmak koşulu ile bazı geçici önlemler alınabilir ya da belirli bir hoşgörü çerçevesinde onları kazanıcı alımlar atılabilir. Bu gibi özel uygulamaların geleceğe dönük bir farklılaşmayı kurumlaştırması düşünülemez çünkü devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesine ters düşebilecek ayrılıca gidebilecek farklılıkların kurumlaşmasına neden olabilir. Üniter bir siyasal yapının bütünlüğü açısından bu gibi konuların son tahlilde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Otonomi ya da özerklik ilkeleri, üniter devlet modeliyle çelişen uygulamaları gündeme getirmektedir. Daha çok parçalı yapıya sahip bulunan devletlerde görülen bu ilkeler federasyonların ya da konfederasyonların gerçekleşme aşamasında belirli bölgelere tanınan ayrıcalıklı durumlarda söz konusu olmaktadır. Ulus altı veya devlet altı düzenlemelerde belirli bölgeler ayrıcalıklı bir biçimde gündeme geldiğinde özerklik ya da otonomi statüleri
devreye girebilmektedir. Özerklik belirli bir ölçüde özgür davranmayı ve merkezin dışına çıkarak karar mekanizmasının hareket etme serbestisini beraberinde getirmektedir. özerkliğe sahip olan yerel yönetimler ya da ulus altı bölge yönetimleri devlet altı statüye sahip olmaları ile beraber üniter yapı açısından kabul edilemeyecek bir otonomi talep edebilirler. Otonomi ya da benzeri bir biçimde özerklik statüsü kendi başına hareket etme olanağını da beraberinde getirmektedir. Bir üniter devlet içinde ülkenin her bölgesi merkeze aynı ölçüde bağlı olmak ve başkentten gelen kararlar doğrultusunda hareket etmek zorundadır. Böylesine bütüncül bir yapı içerisinde de belirli bölgeler için özerklik ya da otonomi talep etmek mümkün değildir. Devlet altı konumda sanki devletmiş gibi serbest hareket etmek ya da kendi geleceği için bağımsız kararlar almak üniter devletlerin mantığına ters düşen uygulamalardır bu nedenle devletlerin merkezleri tarafından bu gibi durumların kabul edilebilmesi mümkün değildir. Üniter devlet statüsü içerisinde bazı alt kimlikli gruplar ülkenin belirli bölgelerinde toplanarak sahip oldukları alt kimlikle özerklik talep edebilirler. Böylesine bir uygulamaya geçiş, üniter devlet yapısının ortadan kalkmasına giden yolun başlangıcı olabilir. Sahip oldukları ulus altı alt kimliği ayrı bir ulusal kimliğe dönüştürmek ve bu doğrultuda bağımsız bir ulus devlet kurmak isteyen oluşumlar içinde yer aldıkları ulusal ve üniter yapıları parçalama noktasına gelerek yeni bir ulus devlete doğru yol almaya başlayabilirler. Özellikle dünya tarihinin son yüzyıllık döneminde bu gibi birçok oluşum ortaya çıkmış, birbirlerine bakarak emsal oluşturmuşlar, içinde bulundukları ulus devletten ayrılarak kendi ulus devletlerini oluşturmuşlardır. Bir ulus devleti parçalayarak yeni bir ulus devlet biçiminde ortaya çıkma olgusunun en açık örneği Yugoslavya Devleti parçalanırken yaşanmış, buradaki federatif yapıdan yararlanan alt kimlikli eyaletler, yeni bir ulus devlete giden yolda bakımsızlıklarını ilan etmiş1erdir. Kral devletlerin zaman içinde dönüşmesi ya da imparatorlukların parçalanmasıyla ortaya çıka.n ulus devletler sahip oldukları üniter hukuk düzenini koruyamadıkları ama kendi içlerinden yeni ulus devletlerin ortaya çıkmasına yol açan sürece karsı önlem alamamaktadırlar. Yeni bir ulus devletin kurulmasına giden yolda Öncelikle tehlikeye giren bir devletin üniter yapısıdır. Üniter yapı yerinden oynatıldı mı ya da en küçük bir ödün verildi mi geri dönülemeyecek biçimde ayrılmaya giden yolun önü açılmaktadır. Yirminci yüzyılda yirmi devletten iki yüz devlete giden yolda bu durumun fazlasıyla görülen örnekleri dünya kamuoyunun önüne getirilmiştir, Ulus altı ya da devlet altı bölgelerin ya da yerel yönetimlerin üniter yapıyı sarsmalarına bu açıdan izin verilmemesi gerekmektedir. Bu doğrultuda gösterilecek en küçük bir hoşgörünün önemli ödünlerin verilmesini yol açtığı artık açıkça belli olmuştur.
Toplumsal bütünleşmenin eksik kaldığı bölgelerde, uluslaşma sürecinin tamamlanamadığı ülkelerde üniter devlet modelleri eksiklerin tamamlanması açısından son derece yararlı olmaktadır. Üniter devleti öngören bir anayasal yapı içerisinde güçlü bir biçimde merkezi yönetim kurulursa o zaman başkentten ülkenin her bölgesine yönelik olarak geçen etkili bir düzen oluşturulabilmekte sınırlar içende kalan bölgelerde başıbozuk uygulamalara ya da başkaldırmalara izin verilmemektedir. ?lks^k bütünleşmenin ortaya çıkardığı bütün sorunların aşılmasında üniter devlet yapısı ilaç gibi etki yapmakta güçlü bir merkezi yönetime bağlılık ülke içerisinde hem istikrar hem düzen yaratmaktadır. Orta çağdan kalma bölge yönetimleri ve kent devletçikleri olgusu, Avrupa kıtasında bu yoldan aşılabilmiştir. Özellikle Fransız devrimi sonrasında ülkede merkezi güçlü bir yönetimin oluşturulması ve cumhuriyet yönetimi altında bütün bölgelerle kent devletçiklerinin toparlanabilmesi ancak üniter bir devlet yapısı altında mümkün olabilmiştir. Cumhuriyet yönetiminin dayandığı akılcılık ilkesi, bütün bir ülkenin merkezi yönetime bağlanmasını zorunlu kılarken ülke topraklarında düzensizliğe yol açan ve merkezi karşısına alabilecek derecede başı bozuk davranan bölge yönetimlerinin hizaya getirilebilmesi için güçlü bir yönetim ile üniter devlet düzenin kurulmasını zorunlu kılmıştır. Bir cumhuriyet yönetimi ile gündeme gelen üniter düzende ülke içinde hem birlik hem de istikrar sağlanabilmiştir.
Üniter devlet düzeninin kurulmasıyla beraber ülke içinde siyasal nitelik taşıyan her türlü oluşum ve bunların öncülük yaptığı ayrı yönetim oluşturma girişimleri ulusal yararlar dikkate alınarak bir bölünmeye meydan vermemek üzere devlet merkezi tarafından denetim altına alınır. Eski feodal yapılardan ileri gelen bazı farklı siyasal hareketler, belirli bölgelerde ayrı düzen kurma eğilimleri gösterdiği zaman, üniter devlet yapısı bu gibi durumlara izin veremez. Konu demokrasi ya da farklılıklarla birlikte yaşama gibi gerekçelerle sürekli olarak gündeme getirilse de bir üniter devlet düzeni içerisinde ülkenin ulusal sınırları içende yer alan bütün bölgeler eşit ve benzer bir statüde varlıklarını sürdürmek zorundadırlar. Aksi bir durum ülke içinde karışıklıklara yol açacağı için üniter yapıyı bozacak ve federasyona giden yolu açacaktır. Parçalı bir devlet tipi olarak gündeme gelecek federatif yapılarda ise kesinlikle devlet merkezinde egemen olar kurucu irade ya da ulusal güç ülkenin bütün bölgelerini yönetme ve denetim altında tutma şansını yitirecektir. Böyle bir durumda artık hiçbir biçimde üniter devletten söz edebilmek mümkün olamayacaktır. Üniter devletin merkezi bütüncül yapısı kesinlikle hiçbir ayrıcalıklı duruma ülkenin herhangi bir yöresinde izin veremez.
Özellikle geniş alanlara sahip bulunan büyük ve orta boy devletlerde merkez ile çevre arasımda ciddi uzaklıklar yaşanabilmektedir. Hem mesafe olarak hem de buna davalı bir biçimde yaşam biçimi ya da düzeni olarak merkez ve çevre farklılığı devlet yönetimleri açısından her zaman için sorun olabilmektedir. Üniter devlet bu açıdan, bir anlamda ülkenin çevresine karşı merkezde oluşturulan devlet modelidir. Ülke genişliği ve sınırların uzunluğu dikkate alındığında büyük bölgelerin kontrol altına alınabilmesi ve yönetilebilmesi açısından başkente kurulacak güçlü merkezi devlet tek çözüm olarak görülmektedir. Çevrenin izlenmesine denetimi çevrenin sınırları içinde kalan bütün ülkenin yönetimi beraberce ele alınırsa üniter devlet ile en iyi biçimde gerçekleştirilebilmektedir. İnsanların var olduğu her bölgenin yönetilmeye gereksinmesi vardır. Bu gereklilik yerel düzeyde karşılanamıyorsa, o zaman bölgeleri bir araya getiren ülkelerin toptan yönetimi söz konusu olabilmektedir. Ülkenin başkentleri daha çok sınırlar arasındaki mesafeler dikkate alınarak başkentler daha çok bütün sınırlara eşit mesafede yer alabilecek doğal merkez konumundaki kentlerde kurulmaktadır. Başkentin uzak kaldığı sınır yöreleri ülke içinde çevre konumu yaratabilmektedir. Bu gibi durumlarda merkez ve çevre ilişkilerinin dikkate alınarak ülkenin yönetilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Çevrede kalan bölgelerin sahipsiz kalmaması ve merkezden kopuk bir yaşama sürüklenmemesi için merkezin etkin bir yönetim izlemesi gerekmektedir. Merkezi devlet üniter yapısı içinde memleketin bütün bölgelerine bir devlet ana gibi kucak açacak ve ülkenin çevresini kucaklayarak birlik ve bütünlüğü saklanacaktır. Bu doğrultuda hiçbir üniter devlet bir merkez çevre çatışmasına ya da kopuklusuna izin veremez. Eğer böylesin ne olumsuz durumlara göz yumulursa o zaman merkezdeki üniter yapının tüm bölgeleri bir düzene kavuşturmasında ciddi zorluklar yaşanabilir. Birbirinden çok farklı ya da uzak olan bölgelerin birlikteliği ancak üniter devlet yapısının hepsini kucaklamasıyla mümkün olabilmektedir,
Üniter devletin teklifi ilkesi ulusun, ülkenin ve de egemenliğin tekliğini beraberinde getirmekte ve toplu bir biçimde birlikteliği gerçekleştirmektedir. Bu duruma dayalı olarak ülke ve toplum yaşamı ile ilgili bütün değerlerin de tekçi bir çizgide benimsenmesi gerekmektedir. Ancak bu yoldan ülke içinde değişik unsurlar arasında uyumluluk saklanabilecektir. Devlet ve ülke yönetiminin zorunlu kıldığı uyumluluk ancak böylesine bir üniterlik statüsü içinde gerçekleştirilebilmektedir. Devlet içinde var olan hiçbir unsur farklı bir konumda olamaz. Bütün bireyler ve birimler üniter devletin gereği olan kurallara uymak ve bunların içeriğini gerçekleştirmek durumundadırlar. Üniter devletteki ülkenin birliği ve bölünmezliği ilkesinin gereği olarak hiçbir kimseye ya da birime herhangi bir biçimde ayrıcalık tanınamaz. Üniter devlet farklılıkların değil ama benzer ilkelerin örgütlenmesidir.
Üniter devlet bir anlamda hukuk devletinin türü olarak kabül edilebilir çünkü bir devletin üniter yapıda olabilmesi için anayasal bir yapıya sahip bulunması gerekmektedir. Merkez ve çevre ilişkisini ülkenin başkentindeki merkezi devlet yapılanması ile düzenlemeye çalışan üniter devlet bir anlamda kurallar bütünü olarak hem bir hukuk devletini hem de bir normatif düzeni yansıtmaktadır. Ülke ve ulus üniter devletin iki temel dayanağı olarak ortaya çıkmaktadır. Tek bir ülkede tek bir ulusu örgütlemeyi hedefleyen üniter devlet sahip olduğu anayasası ile ülkede bir hukuk devletini tekçi bir yapıda kurmaktadır. Merkezden üretilen hukuk herkes için olduğu gibi her birey için de hem aynı hem de eşittir, Hukukla çevrelenmiş bir egemen devlet konumundaki merkezi üniter yapılanma bir coğrafya parçasındaki kamu düzenini ifade etmektedir. Bütün bir kamu düzeni hedef alındığında kamu yönetimi buna göre üniter bir yapıda organize edilmektedir.
Fransız devriminin armağanı olan cumhuriyet rejimlerinde devlet aklı üniter bir yapıya dönük olarak kullanılmıştır. Bir anlamda bütün cumhuriyet yönetimleri ülkede halk egemenliğini tam olarak geçerli kılabilmek üzere üniter devleti hedefleyen yapılanmalar içine girmişlerdir. Ülke toplumu halk ya da ulus kavramları doğrultusunda bir bütün olarak ele alındığında kaçınılmaz olarak bu bütünlümün yönetilebilmesi için üniter devlet düzeni öngörülmüştür. Ne var ki daha sonraki dönemlerde demokrasi kavramının yaygınlık kazanması ve bu doğrultuda demokrasilerin alt kimliklere yer vermesi doğrultusunda da, ulusal kimliğin üst yapısından alt kimlikle re dönüş gibi bir süreç ortaya çıkmış ve zamanla demokrasilerin genişlemesi ile beraber bu durum cumhuriyet rejimlerinin üniter devlet yapılarını tehdit etmeye başlamıştır. Halk ya ulus egemenlisine dayanan cumhuriyet rejimlerinin bu üst kemliklerin altındaki kimliklerin kendilerine bakımsız siyasal yapılanma arayan maceralarına alet olması beklenemezdi. Nitekim bu doğrultuda sonraki dönemleri demokrasi uygulamaları ile cumhuriyet rejimleri arasında çelişkiler gündeme gelmiştir. Demokrasi görünümündeki alt kimlik ya da yerel özerklik taleplerinin cumhuriyet rejimlerinin akla ve halk egemenlisine dayanan bütüncül sistemlerini tehdit ettiğinin görülmesi, cumhurivet rejimlerinin üniter devlet yapılarına daha sıkı bir biçimde sarılmalarına neden olmuştur. Günümüz koşullarında daha demokratik cumhuriyet rejimlerinin arandığı bu aşamada demokrasi ile cumhuriyet rejimleri arasında saklanacak yeni bir mutabakat üniter devletlerin güçlenerek yollarına devam edebilmesini sağlayacaktır. Akılcılığın, düzenin ve istikrarın sembolü olan üniter yapılı devletlerin önümüzdeki dönemde de değişen koşulları dikkate alarak yoluna devam edecekleri açıkça görülmektedir.
Küreselleşme sürecine girilmesiyle beraber üniter devlet tartışmaları yeniden başlamıştır. Çok uluslu şirketleri elinde tutan uluslararası sermaye bütün dünyayı dubalarının çiftliğine dönüştürmek üzere küreselleşme akımını zorla ülkeler ve halklar üzerine dayatırken, eski dönemden kalan devlet yapılarını açıkça karşılarına almışlardır. Dünya düzeni yirminci yüzyılın başlarında yaşanan iki büyük dünya savaşından sonra soğuk savaş dönemine girince yeryüzünde sosyalist ve kapitalist kamplar arasında bir soğuk savaş dengesi kurulmuştur. Bu dönemde dünya dengeleri belirli statükolara göre ayarlanmağa çalışıldığı için var olan devletlerin yapıları ya da statüleri ile ilgili herhangi bir tartışma ya da dayatma söz konusu olmamıştır. Ne var ki sosyalist sistemin dağılmasından sonra batı kapitalist sistemi yeniden emperyalizme yönelmiş ve dünya ülkelerine yeni dünya düzeni adı altında bir tür neoemperyalizm denilebilecek yapıyı dayatmıştır. Bu aşamadan sonra ülkelerin ve devletlerin yapıları tartışılmağa başlamış, koskoca bir konfederasyon olan Sovyetler Birliği dağılmış daha sonraları onu Yugoslavya federasyonu izlemiştir. Benzeri bir süreç bütün federasyonlar için yeniden tartışmalara giden yolu açmış, herkes Rusya federasyonunun da dağılmasını beklerken Rusya devlet yönetimi yüzyılların birikimi ile kendi içinde reformu giderek yeni bir dağılmayı önlemiştir. Federasyonların tartışılması ile beraber diğer devletlere de yönelen eleştiriler artmağa başlamış, yeni demokrasi anlayışı adı altında dağılmayı kolaylaştıran bir alt kimlikçilik ya da yerel yönetimcilik bütün dünya ülkelerine empoze edilmeğe başlanmıştır. Bütün bu girişimler var olan devletlerin siyasal ve hukuki yapılarının tartışılmalarına neden, olmuştur. Dünyada halen var olan iki yüz civarındaki devletin büyük çoğunluğu üniter bir devlet yapılanmasına sahip bulunmaktadır. Bazıları ulus devlet yapısında örgütlenen bu siyasal birimlerin bir kısmı da ya halk devleti ya da bölge devleti olarak hukuki yapılanmalarını tamamlamışlardır. Bu gibi devletlerin büyük çoğunluğu üniter bir modele sahip oldukları için, küresel emperyalizmin alt kimlikçi, yerelci ya da yeni demokrasi adı altında anticumhuriyetçi girişimlerine maruz kalmışlardır. Bütün bu gelişmeler sürekli olarak batı emperyalizminin denetimi altındaki küresel merkezler tarafından gündeme getirilmiş ve büyük bütçelere dayanan projelerle dünya ülkelerine kabul ettirilmeğe çalışılmıştır. Küresel emperyalizmin bu çapta örgütlenmesiyle çok uluslu şirketlerin büyümek için Önlerinin açılmasını sağlayacak biçimde var olan devletlerin küçültülmesi gündeme getirilmiş ve dış baskılarla devletleri küçültme operasyonları hızla birbirini izlemiştir.
Küresel sermayenin güdümündeki medya ve basın bu doğrultularda sürekli yayınlara yönlendirilerek insanların beyinleri yıkanmakta ve bölünerek küçülmenin yolu açılmak üzere üniterliğe karşı ciddi bir kampanya örgütlenmektedir. Siyasetin finansmanı yolu ile bölücüler örgütlenmekte ve birer siyasal güç olarak ülke arenasında kendilerini daha güçlü bir biçimde gösterebilmektedirler. Özellikle alt kimlikçi ve yerelleşmeci kadrolar emperyal çevreler tarafından devşirilerek siyasette ön plana geçmeleri saklanmakta ve onların kullanılması aracılığı ile üniter devlet yapılarının parçalanmasına giden yol dışarıdan empoze edilen yeni emperyalist bölgesel yapılanma projeleriyle desteklenmektedir. Büyük parasal kaynakların seferber edildiği bu gibi devletleri küçültme operasyonlarında hedef alınan tek konu devletlerin üniter yapıları olmaktadır.
Küresel sermayenin bütün dünyayı bir sömürge cennetine çevirmesinin yolu olarak şirketleri büyütmek ama buna karşı devletleri küçültmek olarak gündeme getirilmektedir. Giderek sömürünün artması çok büyüyen şirketler tıpkı devletler gibi örgütlenerek ortaya şirket devletleri konumunda çıkmaktalar ve bu yeni yapıları ile ekonomi üzerinden dünyayı kendileri yönetebilmek için her yolu denemektedirler. Şirketlerin çok uluslu bir dev yapıda bütün dünyayı sömürme girişimlerinin önünde en büyük engel olarak görülen ulus ya da üniter devletler bir an önce ortadan kaldırılmak istenmekte ve bu doğrultuda işe öncelikli olarak üniter devlet tartışmaları ile başlanmaktadır. Üniter yapının alt kimlikler ve devlet altı bölgeselleşme maceraları ile zorlanmasından sonra demokrasi adına cumhuriyet devletlerinin üniter yapısını parçalayan siyasal girişimler gündeme getirilmektedir. Koskoca Yugoslavya devleti demokrasi adına dağıtılmış ve insan hakları görünümünde alt kimlikçilik kültürel haklara öncelik verilerek küçük devletler yaratılmasına giden yolda devlet düzeni dağıtılmıştır. Benzeri girişimler, her devletin ülkesinin sınırları içinde yaşamakta olan bütün altkimlikli ulusaltı toplulukların küçük devletçiklere kavuşması doğrultusunda üniter yapının tasfiye edilmesiyle beraber dünyanın her bölgesinde ortaya çıkmaktadır. On beş yılı aşkın bir süredir küreselleşme dönemi ile beraber ortaya çıkan bu tür girişimler bugün dünyanın bütün üniter devletlerini tehdit etmekte, bölücü hareketlere destek yaratmakta ve devlet sayısının iki yüzlerden iki binlere doğru küçük eyalet devletçikleri biçiminde artmasını sağlamağa çalışmaktadır. Bu nedenle devletlerin üniter yapıları günümüzün küresel emperyalizmi tarafından açıkça tehdit edilmektedir. Cumhuriyet rejimleri küresel emperyalizmin tehditlerine karşı üniter yapılarını güçlendirerek korumak zorundadırlar.
Genel olarak her ulus devlet aynı zamanda da üniter devlettir, çünkü ulusal birlik ve beraberlik ancak tek bir siyasal ve hukuki yapı ile mümkün olabilmektedir. Bir ülkede ulusallaşma süreci tamamlanmışsa ve ülkenin ulusu kendi ulus devletini kurmuşsa, oluşturulan siyasal yapı kesinlikle tek bir çatı oluşturacak ve ulusun içinde yer alan her kesim, devletin tüm vatandaşları başkentte kurulmuş olan merkezi ulus devletin vatandaşları olarak o yapı içerisinde anayasal çizgide eşit olarak yer alacaklardır. Uluslaşma süreçleri aynı zamanda bir ülkede bir araya gelme ve bütünleşme gelişmelerini de kapsayarak bunların daha üst düzeyde bir birlikteliğin hazırlayıcısı olmasını sağlarlar. Bir ülkede ancak tek bir ulus olabilir ve var olan ulusal devletin vatandaşları da üniter yapı doğrultusunda oluşan beraberliğin birer parçasıdırlar. Her ulus devlet bu açıdan kesinlikle aynı zamanda üniter devlettir ama her üniter devlet aynı zamanda ulusal devlet olmayabilir. Ülke ve toplum koşulları nedeniyle bir bölgede kurulmuş olan devlet yapısı toplum uluslaşma sürecini tamamlamamışsa o zaman halk ya da ülke devleti olarak ortaya çıkabilir.
Hukuk açısından ulusal devlet ile üniter devlet yapıları aynı doğrultuda hüküm yaratırlar. Ulus devlet anayasalarında da tıpkı üniter devlet anayasalarında olduğu gibi devletin birliği ve bütünlüğü ile merkezi yapısı her türlü siyasal ya da hukuki sorunda temel hareket noktası olarak kabul edilmektedir. Ulusal devletlerin getirmiş olduğu hukuk sistemi ülkenin tamamını kapsadığı için ülke düzeyinde ortalı birlikteliğin gerçekleştirilmesinde yardımcı olabilmektedir. Devletin merkezi açısından üniterlik söz konusu olduğu yerlerde, böylesine bir hukuk düzenini uzun süreli uygulamalarda giderek toplunun uluslaşmasına önemli ölçülerde katkı sağladığı görülmektedir. Bu açıdan üniterlik ve ulusallık arasında hem Önemli ölçüler de yakınlık hem de bir paralellik bulunmaktadır. Bu yakınlığı önleyebilmek üzere ulusallık ya da üniterliği bir yerlere çekmek mümkün değildir. İki devlet türü arasındaki yakınlık ve ayniyata bir anlamda her ikisinin giderek tek ve ortak bir anlam doğrultusunda bütünleşmesine giden yolu açmaktadır. Merkezi devletlerin bünyelerinin güçlendirilebilmesi için üniterliğin yanı sıra ulusallık önemli ölçülerde destek sağlamaktadır. Bu nedenle, var olan devlet yapılarının çoğunluğunun hem üniter hem de ulusal devlet olarak kabul edilmek ve hareket etmek istedikleri anlaşılmaktadır Türkiye Cumhuriyeti üniter ve ulusal devlet tiplerinin birlikteliği açısından en önemli örnektir. Türk devleti bu birliktelikten yararlanarak kendisine karşı ortaya çıkartılmak istenen tehdit süreçlerine karşı son derece etkili bir biçimde kendisini koruyabilmektedir. Benzeri olumlu durum diğer ulus devletler de görülebilmektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder